Archive for Mart, 2009

Eğlenme Eşik Değeri

Bir gün bir alışveriş merkezindeyken bir çocuk gördüm. Çocuk, çalan sıradan bir hareketli müzik eşliğinde deliler gibi dans ediyordu. İşte o zaman aklıma bir teori geldi, Eğlenme Eşik Değeri. Bu yazımda size bu teorimden bahsedeceğim. Önce eşik değeri ne demek onu hatırlatayım. Eşik değeri, bir olayın gerçekleşmesi için gereken minimum enerji miktarıdır. Eğlenme Eşik Değeri de, insanın eğlenmiş olabilmesi için gerekli olan eğlence miktarı demek oluyor, kısaca EED. Peki, EED neye göre değişiyor? Aslında birçok şeye göre değişiyor ama en önemli etken tecrübedir. Bir nevi sıkılma miktarı da denebilir. Bir örnek verecek olursak, ilk oynadığınız bilgisayar oyununu hatırlamaya çalışırsanız, büyük olasılıkla hatırlarsınız. Çünkü MEGA hafızacı abimiz Melih Duyar der ki: “insan bir olayı yaşarken duyguları işin içine ne kadar girmişse, o olayı unutma oranı aynı oranda azalır.” Bu yüzden de ilkler unutulmaz. Oyunlara dönecek olursak, ilk oynadığımız oyundan aldığımız zevk çok yüksektir, ama bu zevk zamanla azalır. Eğer işin içine birilerini –yaşayan birilerini– yenmek, öldürmek girmiyorsa o oyunun ömrü uzun olmaz. Müzik albümleri, filmler, kitaplarda da durum buna benzerdir. Zamanla aynı albümleri dinlemek, benzer filmleri izlemek, benzer kitapları okumak sıkar. Yeni şeylere yöneliriz.

Bu bahsettiğim EED den başka bir EED daha vardır, “Toplam Eğlence Eşik Değeri”. Hani sıkıcı günler vardır ya, canın hiçbir şey yapmak istemez. İşte o günlerde toplam EED çok yüksektir. Zaten bu yüzden de o günlerde yeni bir şeyler yapmak isteriz. Önceden yaptığımız her şey çok sıkıcı gelir. Daha önce 20 defa dinlediğin bir albümü yüksek sesle bangır bangır dinlemek seni eğlendirmez, sinemaya sıradan bir film izlemeye gitmek de kesmez, çünkü onun gibisini daha önce 30 defa izlemişsindir. Hiç gitmediğin bir yere gitmek, hiç yapmadığın bir şeyi tecrübe etmek istersin. Çünkü önceden yaptığın şeyler o gün seni eğlendirmeye yetmez.

İnşallah çok fazla saçmalamamışımdır.

Okuduğunuz için teşekkürler.

Ömer Kahya

Sayısalcıyız Abi Biz!

Bugün derste bir aralar bayağı yayılan bir video  aklıma  geldi. Bir  yerel  televizyon kanalının 18 Mart’ta sokaktaki insanlarla yaptığı röportajlar vardı içinde. Hatırladığım kadarıyla bir Kayseri kanalıydı ama tam emin değilim. Neyse, muhabirin amacı Çanakkale zaferi hakkında halkın görüşlerini almaktı ama videonun can alıcı noktası, çoğu kişinin Çanakkale Savaşıyla alakalı hiçbir şey bilmemesiydi. Mesela halk arasında “kıro” olarak tabir edilen parlak güneş gözlüklü, takım elbiseli, jöleli saçlı birisine sordu muhabir: “Güzel güzel giyinmişsin, biliyorsun bugün Çanakkale zaferinin yıldönümü, ne düşünüyorsun?” diye. Adamın cevabı ne olsa beğenirsin; “Ben her gün böyle giyinirim, bugüne özel değil.” Muhabir sordu soruları, ama adamdan tık yok. Sonra yoldan geçen gençlere birkaç soru sordu ama gençlerden de bir şey çıkmadı. Muhabir biraz daha gençlerin üstüne gidince birisi patlattı lafı: “Biz zaten sayısalcıyız abi, Tarih’e çalışmıyoruz.” Manası, “Sayısalcıyız abi biz, bu işler bize ters.”

Tabi şimdi genci savunacak halim yok, adam 18 Mart’ı bile bilmiyor ama asıl bahsetmek istediğim bütün eğitim sistemimiz. Duyanlar vardır kesin, Amerika’da “ 5. Sınıf öğrencisinden zeki misin?” adında bir yarışma var. Cahil Amerikan gençliğine sorular sorup cevaplarını 5. Sınıf öğrencilerinin cevaplarıyla karşılaştırıyorlar. Tabi tahmin edeceğiniz gibi 5. Sınıflar daha başarılı. Türkiye’deki genel durumumuz bundan farklı değil. Özellikle “sayısalcılar” için. Okuldayken öğrendiklerimiz 1-2 yıl bile aklımızda kalmıyor. Çünkü bilinçaltımızda “bunlar benim işim değil zaten, bana fen, matematik lazım” diyoruz.  Ha peki gerçekten herkesin Tanzimat Fermanı’nın tarihini ya da Antep’de Osmanlı’dan önce hangi beyliğin olduğunu bilmesi mi lazım? Yok, o kadar da değil. Ama en azından her Türk genci Inkilap Tarihini, Osmanlı’yı bilmeli bence. Ha, sen biliyor musun diye sorarsanız, “Ayıpsın” diyemem ama bence bilmem lazım. Atatürk’ün bir sözüyle bitireyim yazımı.

Geçmişini bilmeyen geleceğine sahip olamaz.

Okuduğunuz için teşekkürler.

Ömer Kahya

Not: Herhalde görüşlerimi en son 3 yıl önce lisedeyken kompozisyon sınavında yazmıştım, tabi robot gibi yazdığım İngilizce essaylerimi –denemelerimi– saymazsak. O kadar da kötü bir şey değilmiş. Özlemişim bile diyebilirim.

Selamlar!

Kendi blogumu açmak uzun zamandır aklımda olan bir projeydi. Sonunda hayata geçirebildim. Hayırlı olsun!

Aslında ilk amacım alan adını alıp kendi mailimi kullanmaktı, ama sonra almışken bir de blog açayım dedim. Sonuç olarak yükledim wordpressi.

Ne yazacağıma gelince, tabi ki kendi düşüncelerimi yazacağım. Film, müzik, oyun, güncel olaylar, ilginç fikirler falan filan işte .

Neyse ilk seferlik bu kadar olsun.

Yeniden görüşmek üzere
Ömer Kahya

Go to Top