<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ömer Kahya</title>
	<atom:link href="http://www.omerkahya.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.omerkahya.com</link>
	<description>who will rise again and will be stronger than ever before</description>
	<lastBuildDate>Thu, 17 May 2012 13:22:07 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<item>
		<title>Şarkılara Alınmış Notlar</title>
		<link>http://www.omerkahya.com/2012/05/17/sarkilara-alinmis-notlar/</link>
		<comments>http://www.omerkahya.com/2012/05/17/sarkilara-alinmis-notlar/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 13:08:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ömer</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saçmalamalar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.omerkahya.com/?p=1427</guid>
		<description><![CDATA[Beynimizin ilginç bir çalışma mekanizması var. Etrafımızda gerekli gereksiz çok fazla hafızaya alınabilecek şey var. Beyin bunları belli bir öncelik sırasına koyarak hafızaya alıyor, çok önemli şeyleri hayatımız boyunca unutmazken önemsiz gündelik şeyleri bazen dakikalar içinde unutup gidiyoruz.  [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Beynimizin ilginç bir çalışma mekanizması var. Etrafımızda gerekli gereksiz çok fazla hafızaya alınabilecek şey var. Beyin bunları belli bir öncelik sırasına koyarak hafızaya alıyor, çok önemli şeyleri hayatımız boyunca unutmazken önemsiz gündelik şeyleri bazen dakikalar içinde unutup gidiyoruz. Mesela öğrenci öss sonucunu öğrendiği anı unutmaz, anne/baba bir çocuğu olacağını öğrendiği anı unutmaz ya da -çok kötü, çok acı verici bir şey olsa da- sevdiğimiz birisini kaybettiğimizi öğrendiğimiz anda nerede olduğumuzu, haberi kimin verdiğini unutmayız, hep hatırlarız. Peki beyin bizim için neyin önemli neyin önemsiz olduğuna nasıl karar veriyor? Cevabı basit, duygularımıza bakıyor. Bazen duygularımız o kadar kuvvetli oluyor ki o anda yaşadıklarımız hayatımız boyunca aklımızda kalıyor. Misal Galatasaray&#8217;ın UEFA kupasını kazanması.. Bilmiyorum o maçı izleyip de şu anda düşündüğünde maçı nerede izlediğini, kimlerle izlediğini hatırlamayan var mıdır?</p>
<p>Bazen şarkılara notlar alıyoruz. Bu notlar çoğunlukla şarkılarla alakalı olmuyor ve aynı şekilde o notları almamıza sebep olan duygular da çoğunlukla o şarkılarla alakalı olmuyor. Kimi şarkılar bize geçmişten bir an&#8217;ı hatırlatıyor, kimileri hayatımızın belirli bir dönemini, kimileri de birilerini.. Bana çoğunlukla birincisi oluyor. Eğer bir şarkıyla alakalı hatırladığım bir şeyler varsa çoğunlukla o şarkıyı bir defasında dinlediğim yer-zamanla alakalı oluyor bunlar. İşin garip yanı neden o an&#8217;ı hatırladığımı bilmiyorum bile, sadece hatırlıyorum. Belki o şarkıyı o andan önce yirmi defa dinlemişim, belki yirmi defa daha dinleyeceğim ilerde ama niyeyse o şarkıyla alakalı o an sadece aklımda kalıyor. O an yaşadığım hangi duygunun o şarkıyı hep o anla hatırlamama sebep olduğunu çoğunlukla bilmiyorum bile. Sanki sabah uyandığında aklında kalan rüya gibi bir şey. Neden ne oldu da o rüyayı gördün, neden hatırlıyorsun belli değil.</p>
<p>Mesela size bir tanesini anlatayım. Bu şarkı beni lise yıllarımda okula giderken otobüsteki bir yolculuğuma götürüyor. Yolculuk dediysem zaten evden okul toplam 5 duraktı, en fazla 10 dakika sürerdi ama ben işte o yolculuğun bir anını çok iyi hatırlıyorum, sanki bir filmden alınmış bir kare gibi.. Otobüs çok kalabalık değildi, otobüsün sağ tarafındaki tekli koltuklarda ön taraflara yakın bir yerde oturuyordum ama en öndekinde değildim. Sabah saatleriydi, kasım gülek köprüsünü çıkıyordu otobüs, sakin bir gün olacak gibiydi ve o anda ben o şarkıyı dinliyordum. Böyle anlatınca duygusal bir şarkıymış gibi geldi di mi? Ama gayet de bangır bangır bir metal parçasıydı.</p>
<p>Müzik arşivimdeki birçok şarkı ya beni bu örnekte olduğu gibi alıp geçmişteki bir ana götürüyor ya hayatımın bir dönemine götürüyor ya da bana birilerini hatırlatıyor. Şimdi sayacaklarımın hepsi birer şarkının bana anlattıkları işte.. Sabah erken saatlerde dalgalı bir günde sahilde yürüyorum.. Orta okuldayken sınıfta bir teyp var, kaseti ona koyup tenefüste dinliyoruz.. Bir spor salonunda çalıyor.. Yaz okulunda matematik bölümündeki bir dersten çıkmışım başka bir bölümdeki dersime yürüyorum.. Adana&#8217;ya uzun zaman sonra gelmişim, sabahın erken saatlerinde elimde bavul eve doğru yürüyorum.. Stadyumda koşuyorum.. Annemle eve dönüyoruz, arabada çalıyor.. Arkadaşlarla birlikte akşam bağırarak söylüyoruz.. Bir arkadaşımı söğütözündeki vatan bilgisayarın önünde bekliyorum.. Evde walkmanden o kocaman televizyon kulaklıklarıyla dinliyorum.. Adana&#8217;ya gidiyoruz henüz Ankara&#8217;dan çıkmamışız, arkadaş bu şarkıyı çalmamı istiyor.. Kampüsün bir köşesinde bir bölümün biraz ilerisinde ormanda oturmuş bir sunumumu hazırlamaya çalışıyorum.. Nehirin kenarında yürüyüş yapıyorum.. Kampüste ormanın içinden yürüyerek derse gidiyorum.. Hep dergi aldığım ufak bir büfenin önünden geçerken dinliyorum.. Otobüsün içinde Ankara&#8217;ya girerken dinliyorum..</p>
<p>Bu saydıklarımın hepsi belirli anlarla alakalı. Beni hayatımın bazı dönemlerine götüren şarkılar, albümler de oluyor. Ama bunlar çoğunlukla o şarkıyı/albümü ilk defa dinlediğim zamanları yansıtıyor. Bir de birilerini hatırlatan şarkılar var. Bunların sebebi de ya o birisiyle o şarkıyı bir yerde dinlemiş olmam ya da o birisinin o şarkıyı çok seviyor olması oluyor. Bazı şarkılarda da bu durum ortaya çıkıyor işte.</p>
<p>Bu şarkılara alınan notların sadece bende olmadığını biliyorum. Belki ben çok müzik dinliyorum diye bana çok oluyor ama sanırım herkese benzer şeyler oluyor. Eski bir şarkı çalıyor bir bakıyorsun karşındaki kocaman insan ağlamaya başlıyor. Niye diye soruyorsun, rahmetli babamın en sevdiği şarkıydı diyor. Veya yine eski bir şarkı çalıyor bir bakıyorsun karşındakinin yüzüne bir gülümseme bir mutluluk geliyor. Noldu diyorsun, biz bu şarkıyı lisedeyken dinlerdik diyor. Mutlu oluyor çünkü lisedeki mutlu zamanları aklına geliyor.</p>
<p>Sonuç olarak şarkılara alınan notlar hayatımızda sıkça yer alan bir şey. İstemsiz olarak oluyor. Bence beynimizin güzel fonksiyonlarından bir tanesi. Geçmişi şarkılarla hatırlamak çok güzel bence.</p>
<p>Görüşmek üzere&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>merak edenleriniz için yazıda anlattığım şarkıların sırasıyla listesi:</em></p>
<p>(1)<em> Rammstein &#8211; Du Hast </em>(2)<em> The Cardigans &#8211; Hanging Around </em>(3)<em> Eminem &#8211; Stan </em>(4)<em> Evanescence &#8211; Bring Me To Life </em>(5)<em> Aslı &#8211; Tüm Şehir Ağladı </em>(6)<em> Ozzy Osbourne &#8211; Mama, I&#8217;m Coming Home </em>(7)<em> Cem Adrian &#8211; Kayıp </em>(8)<em> Çilekeş &#8211; Siyah </em>(9)<em> Duman &#8211; Helal Olsun </em>(10)<em> Hayko Cepkin &#8211; Balık Olsaydım </em>(11)<em> Iron Maiden &#8211; Brave New World </em>(12)<em> Kanye West &#8211; Can&#8217;t Tell Me Nothing </em>(13)<em> Metallica &#8211; Creeping Death </em>(14)<em> Placebo &#8211; Battle For The Sun </em>(15)<em> Rammstein - Bückstabü </em>(16)<em> Teoman &#8211; Gemiler </em>(17)<em> Vega &#8211; Ankara</em></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.omerkahya.com/2012/05/17/sarkilara-alinmis-notlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Athena&#8217;dan kendi adında bir albüm: Athena</title>
		<link>http://www.omerkahya.com/2012/05/09/athenadan-kendi-adinda-bir-album-athena/</link>
		<comments>http://www.omerkahya.com/2012/05/09/athenadan-kendi-adinda-bir-album-athena/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 May 2012 01:27:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ömer</dc:creator>
				<category><![CDATA[ba dum tsss]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.omerkahya.com/?p=1425</guid>
		<description><![CDATA[
Geçenlerde müzik arşivimi incelerken Athena&#8217;nın bazı albümlerinde bazı şarkıların eksik olduğunu farkettim. Athena dinlerim, çoğu şarkısını bilirim diye bilirdim kendimi ama durum öyle değilmiş dostlar. Eski albümlerindeki şarkıların neredeyse yarısını hiç dinlememişim. O albümlerden bir tanesi de  [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-1451" title="athena" src="http://www.omerkahya.com/wp-content/uploads/2012/05/athena.jpg" alt="" width="402" height="402" /></p>
<p>Geçenlerde müzik arşivimi incelerken Athena&#8217;nın bazı albümlerinde bazı şarkıların eksik olduğunu farkettim. Athena dinlerim, çoğu şarkısını bilirim diye bilirdim kendimi ama durum öyle değilmiş dostlar. Eski albümlerindeki şarkıların neredeyse yarısını hiç dinlememişim. O albümlerden bir tanesi de bugün size anlatacağım grubun kendi adını taşıyan albümü: Athena. Ben çok sevdim, siz de seversiniz sanırım.</p>
<p>Albümün çıkış yılı 2005, grubun eurovisiona katılmasından bir sene sonrası yani. O zamanlar Kurban dağılmış ve Burak Gürpınar Athena&#8217;da çalmaya başlamış. İyi ki de başlamış çünkü Burak Gürpınar gerçekten bir davul üstadı. Kimilerine göre dünyanın en üst düzey davulcularından biri olarak bile görülüyor. Burak Gürpınar&#8217;ın gruba katılmasıyla grubun müziği biraz daha punk rock&#8217;a kayıyor. Her ne kadar sabah akşam müzik dinleyen biri olsam da müzik bilgisi açısından rezilimdir. Müzik aleti deseniz zaten yanlarından geçemem, müzik türlerini ayırt etmede de bir hayli kötüyümdür. Ama grubun önceki albümleriyle karşılaştırıldığında bu albümdeki müzikal değişim rahatlıkla farkediliyor. Zaten en büyük farkı şarkılarındaki enerjisi olan Athena, gruba Burak Gürpınar&#8217;ın da katılmasıyla tam olarak voltranı oluşturuyor, ortaya şahane parçalar çıkıyor. Bu albümün diğer albümlerden ayrıldığı bir nokta daha var: şarkı sözleri.</p>
<p>Genelde eğlenceli sözleriyle bildiğimiz, hayatı sorunları falan sallamayan, takılmasına bakan Athena&#8217;nın bu albümde şarkı sözleri büyük bir değişiklik gösteriyor. Özellikle albümdeki bazı şarkıların sözleri çok karanlık. Genel olarak bir ayrılık sonrası teması hakim sözlerde. Dikkatimi çeken bazı sözleri yazayım, ne demek istediğimi anlarsınız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">&#8220;Çöküşlerdeyim&#8221; isimli parçadan<br />
</span></p>
<p>gece soğuk ve sessiz<br />
senden eser yok şimdi<br />
karanlık girdabında çöküşlerdeyim</p>
<p>mecbur kaldıkça sana<br />
kaçsam da saklanamam<br />
mantıktan bir haber yok yine bana</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">&#8220;Bulut&#8221; isimli parçadan<br />
</span></p>
<p>yine yoksun yanımda<br />
akşam karanlıkta</p>
<p>&#8230;</p>
<p>yerin dolmaz<br />
silsem olmaz<br />
dokunsam sahte olur<br />
gerçek olmaz</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Daha bunlar gibi başka örnekler de var. Başta dediğim gibi müzik olarak inanılmaz bir enerji patlaması var bu albümde ama bazı şarkıların sözlerinde de karamsarlık hakim. Yine de albüm eğlenceli bir albüm. &#8220;Çöküşlerdeyim&#8221; diyen albüm yeri geldiğinde &#8220;Bırak Gitsin&#8221; &#8211; &#8220;Kime Ne&#8221; demeyi de ihmal etmiyor. Zaten karanlık sözlere sahip şarkıların müzikleri de o sözleri alıp götürüyor.</p>
<p>Çatal Yürek ve Kime Ne gibi popüler olmuş şarkıları da içinde barındıran albüm bence Athena&#8217;nın en güzel albümlerinden biri. Şüphesiz Athena&#8217;yla sadece bu albümde ve İT&#8217;te çalışan Burak Gürpınar&#8217;ın da katkısı büyük bunda. Bu albümü ben zevkle dinliyorum, tarzı size uyuyorsa kesin dinleyin derim. Yazıyı albümden en sevdiğim şarkılardan biriyle, Roket Adam&#8217;la bitirelim.</p>
<p>Görüşürüz</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="text-align:center; display: block;"><a href="http://www.omerkahya.com/2012/05/09/athenadan-kendi-adinda-bir-album-athena/"><img src="http://img.youtube.com/vi/uaWIucG-TkQ/2.jpg" alt="" /></a></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.omerkahya.com/2012/05/09/athenadan-kendi-adinda-bir-album-athena/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eleştirel Düşünme ve Amaçlar</title>
		<link>http://www.omerkahya.com/2012/03/04/amaclar/</link>
		<comments>http://www.omerkahya.com/2012/03/04/amaclar/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 Mar 2012 22:11:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ömer</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saçmalamalar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.omerkahya.com/?p=987</guid>
		<description><![CDATA[İlk defa 5 yıl önce duymuştum bu kelimeleri bir arada: Critical Thinking. Türkçesi &#8220;eleştirel düşünme&#8221; olarak geçiyor ama bizim türkçede eleştiri kelimesine kattığımız negatif anlamdan ötürü iyi bir çeviri değil aslında. Birileri &#8220;sorgulayıcı düşünme&#8221;yi önermiş, daha uygun gibi sanki. Neyse ne  [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İlk defa 5 yıl önce duymuştum bu kelimeleri bir arada: Critical Thinking. Türkçesi &#8220;eleştirel düşünme&#8221; olarak geçiyor ama bizim türkçede eleştiri kelimesine kattığımız negatif anlamdan ötürü iyi bir çeviri değil aslında. Birileri &#8220;sorgulayıcı düşünme&#8221;yi önermiş, daha uygun gibi sanki. Neyse ne demek olduğunu kısaca açıklayayım, kafanıza oturur o zaten. Critical thinking yani sorgulayıcı düşünme, bir şeyi kabul etmeden önce onu öncelikle kendi mantık süzgecinden geçirmektir kısaca. Yani &#8220;neden?&#8221; sorusunu sormaktır. Malesef bizim eğitim sistemimizde neredeyse hiç yer almıyor. Tam tersine biz çocukları sorgulamaktan uzaklaştırıp, &#8220;bu böyledir nedenini sorma&#8221; zihniyetiyle yetiştiriyoruz. Sonucunda da sorgulamayan, -bu kelimeyi kullanmak istemiyorum ama mecburum- &#8220;koyun&#8221; gibi kendisine denilenleri kabul eden bir millet oluyoruz. Malesef özellikle ülke mevzularında olaylara tercih ettiği &#8220;siyasi görüşünün&#8221; kendisine söylediği gibi bakan bir toplum olmuş vaziyetteyiz. Neyin doğru neyin yanlış olduğuna kendimiz değil siyasi görüşlerimiz karar veriyor. Burada herhangi bi siyasi partiye taş atmıyorum yanlış anlaşılmasın, bu dediğim bütün siyasi partiler için geçerli. Kendimize bir parti seçiyoruz ve artık bizim doğrularımıza yanlışlarımıza o parti karar veriyor. Neyse bu apayrı bi konu, şimdi buna girmeyelim. Sonuç olarak eleştirel düşünme, bir şeye körü körüne inanmadan önce onu sorgulamaktır.</p>
<p>Fakat şöyle ilginç bir durum var. Her ne kadar bize eleştirel düşünme öğretilmiyor olsa da, aslında farkına varmadan onu kullanıyoruz. Evet, var olan düşüncelerin doğruluğuna karar verme konusunda olmasa da kendimizle alakalı kararları verirken sürekli kullanıyoruz. Yani mesela tanımadığınız birisine nedenini söylemeden bir şeyler yaptırmanız çok mümkün değildir. (En azından bana pek yaptıramazsınız) Sebep-sonuç ilişkisi diye bir kavram var, her şey bir amaç için oluyor. İşte biz de yaptığımız çoğu şeyi yaparken neden sorusunu soruyoruz aslında.</p>
<p>Neden bir işte çalışıyorsun? Çünkü para kazandığım için.</p>
<p>Neden ders çalışıyorsun? Çünkü okuyup bir meslek kazanmak için.</p>
<p>Neden müzik dinliyorsun? Çünkü eğlendiğim, mutlu olduğum için.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Şimdi hayatınızda yaptıklarınızı düşünün, yani verdiğiniz kararları. Hepsi bir amaca ulaşmak için yapılan şeyler. İşte insanın hayatındaki en büyük motivasyon da o amaçlara ulaşma isteği. Bize küçükken &#8220;inanmak başarmanın yarısıdır&#8221; diye öğretmişlerdi. Tamam belki yarısı değil ama çok önemli bir adım inanmak. Tam tersi olarak da eğer birisi bir şeyin olacağına inanmamışsa onu başarmasının çok bi imkanı yok zaten.</p>
<p>Buraya kadar anlattıklarım için &#8220;<span style="text-decoration: underline;">eee yani bunlar böyledir, biliyoruz hepimiz zaten</span>&#8221; falan diye düşünüyor olabilirsiniz. O zaman bu anlattıklarımı sizin için hayatta işinize yarayacak bir şekle getireyim, var olan bilginizi hayatta kullanabilmenizi sağlayayım.</p>
<p>Mesleğim gereği insanlarla iyi anlaşabilmem iyi bir ekip lideri olmam gerekiyor. Bir meslek sadece okulunu okuyarak kazanılmıyor, sizin de kendinizi geliştirmeniz gerekiyor. Ben de nasıl ekibimdeki insanların çalışma isteklerini arttırabilirim diye düşünürdüm ara sıra. Lan daha mezun bile olmadın niye bunlara takılıyosun diye sormayın sakın. Bir bakarsın hayatın içine düşmüşsün ve kendini ilk defa futbol oynayan bir çocuk gibi ne yaptığını bilmez bir vaziyette bulursun. O yüzden kendini bazı şeylere önceden hazırlamak en iyisi. Neyse sorardım işte kendime, insanlar nasıl motive olur diye. Birini en kolay ödülle yani iş hayatında parayla motive edebilirsiniz ama her zaman o gerekli parayı ödül olarak koyacak imkanınız olmaz, aslında nerdeyse hiç olmaz. İşte o zaman ben insanları incelerken gördüm ki en büyük motivasyon kaynaklarından biri amaçlar. Birinin önüne bir amaç, bir başarı koyarsanız işte o zaman onun verimliliğini arttırabilirsiniz. Bu sadece iş hayatıyla alakalı bir olay değil, aynısı öğrencilerde, sporcularda da geçerli. Spor tarihine baktığımızda bunun yüzlerce örneği var; yeteneklerinin çok çok üstüne çıkıp da çok büyük başarılar elde etmiş takımlar. Ya da öğrencileri ele alalım, &#8220;kapasitesi bu kadar&#8221; denilen kaç tane insanın azimle bir yerlere geldiğini görebiliyoruz.</p>
<p>Sonuç olarak amacın yoksa isteğin de olmaz, azmin de. Birini motive etmenin en güzel yollarından biri önüne bir amaç koymaktır, o kişiye bir şeyi başarmanın verdiği sevinci yaşatmaktır. Böylece o insan da başarılı olmanın bağımlısı olur ve bir daha hiç başarısız olmak istemez. Çünkü hepimiz mutlu, huzurlu olmanın peşindeyiz.</p>
<p>Eleştirel düşünme konusu ise apayrı olarak ele alınması gereken bir konu. Sorgulamayı öğrenmeliyiz, &#8220;neden?&#8221; diye sormalıyız. Bilinçli bir birey olmak bu dünyadaki en önemli şeylerden biri ve bunu başarmak için de en önemli adım eleştirel düşünmeye sahip olabilmek. Şunu da aklımızdan çıkarmamamız gerekir; insan sorguladıkça bir şeyler öğrenir, sorguladıkça bir şeyler başarır.</p>
<p>Saygılarımla</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>Eleştirel düşünme hakkında daha fazlası:</em> <a title="Eleştirel Düşünme" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ele%C5%9Ftirel_d%C3%BC%C5%9F%C3%BCnme" target="_blank">vikipedia</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.omerkahya.com/2012/03/04/amaclar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Blogda Yenilik: Sinemasever Butonu</title>
		<link>http://www.omerkahya.com/2012/01/17/yenilik-sinemasever-butonu/</link>
		<comments>http://www.omerkahya.com/2012/01/17/yenilik-sinemasever-butonu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Jan 2012 13:11:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ömer</dc:creator>
				<category><![CDATA[Site hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[kısa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.omerkahya.com/?p=1288</guid>
		<description><![CDATA[imdb.com da filmlere not verme olayını bilirsiniz. Yaklaşık bi 4-5 yıldır izlediğim her filme imdb sayfasından not veriyorum ben de. Oy verdiğim film sayısı 450&#8242;yi geçmiş. Ara sıra geriye dönüp de oy verdiğim oluyor. O yüzden sanırım şimdiye kadar hayatımda izlediğim filmlerin büyük bi çoğunluğuna  [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>imdb.com da filmlere not verme olayını bilirsiniz. Yaklaşık bi 4-5 yıldır izlediğim her filme imdb sayfasından not veriyorum ben de. Oy verdiğim film sayısı 450&#8242;yi geçmiş. Ara sıra geriye dönüp de oy verdiğim oluyor. O yüzden sanırım şimdiye kadar hayatımda izlediğim filmlerin büyük bi çoğunluğuna oy vermişimdir. Herhalde hayatım boyunca adam gibi oturup baştan sona izlediğim filmlerin sayısı 600-700 falandır diye tahmin ediyorum bu hesapla.</p>
<p>Ara sıra arkadaşlar izlemek için benden film önermemi istiyorlar. Zaten benim de izleyecek film bulurken en çok başvurduğum yollardan biri sinema zevkini beğendiğim arkadaşlarımdan tavsiyeler almak. Bundan yola çıkarak aklıma bloga sinemasever butonu eklemek geldi. imdb hesabımda ufak bi ayar değişikliği yaparak verdiğim notların herkes tarafından görülebilir hale gelmesini sağladım ve blogun sağ üstündeki ikonların arasına bi tane imdb ikonu ekledim. O ikona tıklayarak not verdiğim filmlerin listesine ulaşabilirsiniz. O sayfada, sağ taraftaki ayarlardan filmleri puanlarına, türüne, isim sırasına falan göre sıralayabilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.omerkahya.com/2012/01/17/yenilik-sinemasever-butonu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Acaba Şimdi Görse Ne Derdi?</title>
		<link>http://www.omerkahya.com/2012/01/12/acaba-simdi-gorse-ne-derdi/</link>
		<comments>http://www.omerkahya.com/2012/01/12/acaba-simdi-gorse-ne-derdi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Jan 2012 15:37:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ömer</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saçmalamalar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.omerkahya.com/?p=1253</guid>
		<description><![CDATA[6 yaşında okula başlamışım. Ona göre gidin işte. Okuldan öncesini pek hatırlamıyorum.

Acaba .. yaşındaki Ömer bugünkünü görse ne derdi?
6 yaşındaki Ömer derdi ki: benim yazım seninkinden güzel.
7 yaşındaki: sen niye hala r&#8217;leri söylemiyorsun?
8 yaşındaki: oha mühendis mi olacaksın sen şimdi?
9  [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>6 yaşında okula başlamışım. Ona göre gidin işte. Okuldan öncesini pek hatırlamıyorum.<br />
</em></p>
<p><strong>Acaba .. yaşındaki Ömer bugünkünü görse ne derdi?</strong></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">6 yaşındaki Ömer derdi ki:</span> benim yazım seninkinden güzel.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">7 yaşındaki:</span> sen niye hala r&#8217;leri söylemiyorsun?</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">8 yaşındaki:</span> oha mühendis mi olacaksın sen şimdi?</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">9 yaşındaki:</span> ne güzel hep kebap falan yiyosun.<span style="text-decoration: underline;"><br />
</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">10 yaşındaki:</span> sen şimdi istersen derslere eşofmanla gidebiliyo musun? süpermiş.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">11 yaşındaki:</span> ben salak mıyım da ders çalışıyorum sen çalışmıyorsun?</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">12 yaşındaki:</span> hesapladım sen 16 yıldır okuyosun.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">13 yaşındaki:</span> sanırım ben senden zekiyim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">14 yaşındaki:</span> senden daha iyi bir okul kazanmanı beklerdim.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">15 yaşındaki:</span> en iyisini sen yapıyosun be abi, hayat ders çalışmayınca güzelmiş.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">16 yaşındaki:</span> abi sen o okulu nasıl kazandın ya?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">17 yaşındaki:</span> yazık lan sana, bu okul hazırlık öğrencisine güzel.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">18 yaşındaki:</span> nasıl bu okulu 5 yılda nasıl bitiremedin hayret ettim doğrusu.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">19 yaşındaki:</span> hacı sen bu bölüm derslerini nasıl geçtin ya? zormuş bunlar cidden.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">20 yaşındaki:</span> benden 2 yaş büyüksün ama iddia ediyorum benim mühendislik bilgim seninkiyle eşittir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">21 yaşındaki:</span> hadi iki ders çalışalım da şu okul bitsin artık.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>zevkliymiş ya bu, bi ara da benim onlara söyleyeceklerimi yazayım:)<span style="text-decoration: underline;"><br />
</span></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.omerkahya.com/2012/01/12/acaba-simdi-gorse-ne-derdi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Numb</title>
		<link>http://www.omerkahya.com/2012/01/07/numb/</link>
		<comments>http://www.omerkahya.com/2012/01/07/numb/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Jan 2012 23:51:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ömer</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saçmalamalar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.omerkahya.com/?p=1239</guid>
		<description><![CDATA[Sanki kalabalık bir caddenin ortasındayım, istiklal caddesi gibi bir yer.
Her yerde insanlar var, ben ortalarında duruyorum.
Yanımdan onlarca insan geçiyor, hiçbiri bana dokunmuyor.
İnsanları seyrediyorum, hepsi bir şeylere odaklanmış vaziyette. Bir tanesi bile benim farkımda değil.
Ama sanki bir  [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sanki kalabalık bir caddenin ortasındayım, istiklal caddesi gibi bir yer.</p>
<p>Her yerde insanlar var, ben ortalarında duruyorum.</p>
<p>Yanımdan onlarca insan geçiyor, hiçbiri bana dokunmuyor.</p>
<p>İnsanları seyrediyorum, hepsi bir şeylere odaklanmış vaziyette. Bir tanesi bile benim farkımda değil.</p>
<p>Ama sanki bir şeyler yanlış, sanki ben orada olmamalıyım.</p>
<p>Ama ama&#8230; Ama ben onlara bir şey yapmıyorum ki, sadece izliyorum.</p>
<p>Ne yapmam gerektiği hakkında hiçbir fikrim yok, hareket edemiyorum.</p>
<p>Zaten oraya nasıl geldiğimi de bilmiyorum.</p>
<p>Sanki oracıkta bir labirentin içindeyim.</p>
<p>Çıkışı bulmak için koşmam mı lazım, yürümem mi? Yoksa hareket etmeden sadece düşünmeli miyim?</p>
<p>Tabii ki bilmiyorum.</p>
<p>Sanırım ben bir kobayım. Evet olabilir.</p>
<p>Etrafıma dikkatlice bakıyorum, beni izleyen birilerini bulmaya çalışıyorum.</p>
<p>Kesin birileri olmalı!</p>
<p>Ama hayır kimse yok.</p>
<p>Sanki birileri bir şeyleri karıştırmış, aslında benim orada olmamam gerekiyor.</p>
<p>Bilmiyorum&#8230;</p>
<p>Kendimi hissizleştirilmiş gibi hissediyorum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.omerkahya.com/2012/01/07/numb/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kafa Kafa Kafa: Peki Sen Neyin Kafasısın?</title>
		<link>http://www.omerkahya.com/2012/01/02/kafalar-kafalar-kafalar-sen-neyin-kafasisin/</link>
		<comments>http://www.omerkahya.com/2012/01/02/kafalar-kafalar-kafalar-sen-neyin-kafasisin/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Jan 2012 14:18:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ömer</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saçmalamalar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.omerkahya.com/?p=1213</guid>
		<description><![CDATA[Aaabi sen neyin kafasını yaşıyosun yaa?
Bu laf son aylarda baya bi meşhur oldu. &#8216;Abi sen neyin kafasısın ya?&#8217;, &#8216;ne içtiysen aynısından istiyorum abi&#8217; falan gibi varyasyonları da mevcut. Geçen gün bi arkadaşım isyan etmiş. Harbiden belli bi seviyeden sonra sinirleri bozan bi laf. Ama sanırım sorun  [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Aaabi sen neyin kafasını yaşıyosun yaa?</p>
<p>Bu laf son aylarda baya bi meşhur oldu. &#8216;Abi sen neyin kafasısın ya?&#8217;, &#8216;ne içtiysen aynısından istiyorum abi&#8217; falan gibi varyasyonları da mevcut. Geçen gün bi arkadaşım isyan etmiş. Harbiden belli bi seviyeden sonra sinirleri bozan bi laf. Ama sanırım sorun laftan ziyade bu lafı söyleyenlerde. Hani şu ağzını yamultarak konuşanlardan bahsediyorum, ağızlarına terlikle vurulasıcalar. Neyse merak etmeyin bu yazı bu lafla veya onu söyleyenlerle alakalı olmayacak. Bu yazıda kullanacağım &#8216;kafa&#8217; kelimesi tamamen farklı bi manada; düşünce yapısı, hayata bakış anlamında olacak.</p>
<p>Hayatta belli kafalar var, hayatın akışında sahip olduğumuz. Bunlar sırasıyla şunlar: bebek, çocuk, ergen, genç-öğrenci, çalışan, ebeveyn, emekli, yaşlı. Tabi ki kıstasları değiştirirsek bambaşka şekillerde de hayatın akışındaki kafaları sıralayabiliriz. Ama en genel olanları bunlar. Kısaca bu kafaları açıklayayım.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Bebek Kafası</span></strong></p>
<p>Pek tarife ihtiyacı yok. Her şeye kuşkuyla yaklaşan, neyin ne olduğuna daha karar verememiş bi kafa işte.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Çocuk Kafası</span></strong></p>
<p>En sevdiğim kafalardan biri. İç dünyalarına girmeye bayılıyorum. Hayal güçlerine hayranım. Hala keşif evresinde olduklarından çok meraklılar, aynı zamanda çok da saflar. Onların bu masumluklarına takılmaya bayılıyorum. Misal geçen bir saat boyunca küçük bi kuzenimi ineklerin sinirlendiklerinde çocukları yediklerine inandırmaya çalışmıştım. Neredeyse başarıyodum da:)</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Ergen Kafası</strong></span></p>
<p>Yaşlı kafasıyla birlikte iletişim kurması en zor kafa. O dünya tatlısı çocukların hepsi ergenlik denen lanetin etkisiyle birer başına buyruk, her şeyi en iyi kendisinin bildiğine inanan, asi karakterli ergenlere dönüşüyolar. Harbiden uğraşması en zoru diyebilirim. Allah anne-babalara yardım etsin.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Genç-Öğrenci Kafası</span></strong></p>
<p>Bu kafa aslında iki kafanın tam olarak birleşmesi değil. Şimdi şöyle bi durum var; öğrenci kafası diye bir şey var ama bu kafanın sınırları öğrencilik değil. Bir de genç kafası var, bu kafanın sınırları da gençlik değil. Asıl kafa genç-öğrenci kafası, yani bu iki kafanın kesişimi. Ergen kafasının bittiği yerde başlayıp, çalışan kafasına geçene kadarki kafa dönemi. Hayatın kesinlikle ama kesinlikle en güzel dönemi. O ergen kafasındaki saçmasapan düşüncelerden kurtulup hayata mantıklı bakabilmeye başlayabiliyosun, hem de insanların çoğunda olan dert tasalar sende olmadan. İnsanların hayatlarında hep dönmek istedikleri zaman da bu oluyor işte.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Çalışan Kafası</span></strong></p>
<p>En büyük şoklardan biri genç-öğrenci kafasından bu kafaya geçerken yaşanıyor. Hayatı sallamaz, yaşadığı güne bakan ilerisi için plan yapmayan, kaygı taşımayan biriyken bir anda kendini zorlu hayat mücadelesinin ortasında buluyosun. Sanki oyundaki zorluk seviyesini arttırmış gibi. Başta zor geliyor tabi. Her gün 8+ saat çalışmak kolay değil, hele de öğrencilikten sonra hiç kolay değil.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Ebeveyn Kafası</strong></span></p>
<p>Çalışmaya alışmışsın, sen artık bir yetişkin bireysin. Belki kendi isteğinle belki de başkalarının seni zorlaması &#8211; hadi zorlaması demeyelim ama yoğun ısrarlarıyla evlenmişsin. Evli barklı sınıfına dahilsin artık. Bundan sonra vereceğin her kararda eşini ve varsa çocuğunu (aslında yoksa da çocuğunu) düşünmek zorundasın. Sanırım hayatın en zorlu dönemi de bu dönem. Kendine vakit ayırmak istesen zor, arkadaşlarınla bir şeyler yapmak istesen kısıtlı. Hayır bi de sonuç olarak vakti zamanında genç-öğrenci kafasına sahipken eğlenmenin ne olduğunu görmüşsün. O eğlenceli zamanlardan, en büyük eğlencesi hafta sonu tuttuğun takımın maçını izlemek, eşiyle sinemaya falan gitmek veya arkadaşlarıyla oturup çay içip muhabbet etmek olan insanlara dönüşüyosun. Zor tabi&#8230; Hayır sıralama farklı olsa tamam, önce yetişkin olup sonra genç olsak şahane, ama hayatın öyle bir sıralaması yok malesef.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Emekli Kafası</strong></span></p>
<p>Uzun yıllar çalışmanın ardından en sonunda emekli olma kararını vermişsin. Çoluk çocuk desen artık çocukluktan çıkmış büyümüş vaziyette. Düşünüyorum da o çalışma hayatının ardından emekli kafasına geçmek çok farklı olsa gerek. Yani düşünsenize 25-30 yıldır her gün gittiğiniz işiniz artık yok, hayatınız baştan sona değişiyor. Tabi bu noktada kişinin kendini görüşünde de çok büyük bir değişiklik oluyor. Bence çalışma hayatının 5. yılındaki insanla 25. yılındaki insan arasında kendilerini gördükleri yaşlılık seviyesi olarak çok da bi fark yoktur. Ama emekli sıfatına ulaştığın anda insan kendini bir anda yaşlı görmeye başlıyor. Bazıları sırf bu durumdan kurtulmak için tekrar çalışmaya başlıyor, emekliyle ebeveyn arası hibrid bi kafaya sahip oluyorlar.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Yaşlı Kafası</strong></span></p>
<p>Emekli olan insan bir anda kendini yaşlı hissetmeye başlar dedik ama asıl yaşlı kafası emeklilikte biraz vakit geçince geliyor. Türkiye&#8217;deki düşük emeklilik yaşlarından ötürü çok da yaşlanmadan emekli oluyoruz. 50-55 yaşındaki insanlara yaşlı denmez. Cidden denmez, deyince de kızıyolar zaten:) Gerçek yaşlılık 65&#8242;te falan başlıyor. İşte o kafa yapısı da hele hele günümüzün çok hızlı değişen dünyasında çok farklı bir şey oluyor. Neyse yaşlı kafasını da biliyorsunuzdur, çok derine girmeyelim. Tatlı yaşlı ve huysuz yaşlı diye iki çeşitleri var, onlara hiç girmeyelim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kafaları kısaca anlattım. Değinmek istediğim bir geçiş var, genç-öğrenci kafasından çalışana geçiş. Gerçekten çok zorlu bir geçiş. Ebeveynden emekliye geçiş de kişinin yaşamında çok fazla değişimin olduğu bir geçiş ama oradaki değişimler hayatı güzelleştiren yönde olduğu için o değişim insanı çok zorlamıyor. Ama genç-öğrenciden çalışana geçiş&#8230; Tamam para kazanmaya başlıyorsun, güzel bir şey. Bireyin aileden özgürlüğünü kazanmasındaki son ve en önemli nokta olan maddi özgürlüğe kavuşuyorsun ama kaybettiklerin de çok fazla oluyor. En başta gününün yarısından fazlasını mesaiye vermek zorundasın. Zaten 24 saat olan günün yaklaşık 8 saatini uyuyosun, geriye 16 saat kalıyo. Bu 16&#8242;nın da minimum 8 saati mesaiye giderken üstüne bi de en az bir saati işe gidip gelmekle geçiyor. İş stresi, yeterince para kazanmamaktan doğan maddi sorunlar da cabası. Tabi öğrenciliğin kendine özgü sorunları yok mu, var tabi ki. En kötüsü sınavlar var. Hele hele zor bir okulda/bölümde okuyorsan bu sınavlar insanın hayatını mahvedebiliyor. Ama şöyle bir şey de var, sınav dediğin şeyler taş çatlasa toplamda senin bir yılında 4-5 ayını kapsıyor, gerisi sana kalıyor. Çalışma hayatında ise hiçbir zaman bir sınavın öncesindeki gece yaşadığın stresi yaşamasan da bütün yıl boyunca belli bir stresin altında kalıyorsun. Bir yıldaki toplam tatilin de sadece bir aycık. Gerçekten yorucu ama insan sonunda alışıyordur diye düşünüyorum, öteki türlü 25-30 yıl geçmezdi.</p>
<p>22 yaşındayım ve 1-2 yıl içerisinde genç-öğrenci kafamı yitireceğim. Sistem dediğimiz bir şey var, hepimizden güçlü. O sistem beni de içerisine alacak ve bana bir çalışan kafası verecek. Hayatım baştan sona, geri dönmemek üzere değişecek. Şu anda yaptığım şeylerin çoğunu yapacak fırsatım olmayacak artık. Çok daha sıkıcı bir yaşamım olacak, bunları biliyorum. O yüzden hayatımın en değerli zamanlarını güzel geçireceğim ben, çünkü bu zamanların bir daha gelmeyeceğini çok iyi biliyorum. Bazı şeyler gittiği zaman geri gelmiyor; gençlik, sağlık gibi. İşte bu günler de geri gelmeyecek. Aslında özgürlüğümü yitireceğim ben, o an geldiğinde artık sistemin bir kölesi olmuş olacağım. İşte o yüzden de ben o gün gelene kadar yaşamımın, özgürlüğümün kıymetini bileceğim, her anımın tadını çıkartacağım. Ve ilerde dönüp baktığımda kendimle gurur duyacağım.</p>
<p>Kendinize iyi davranın.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.omerkahya.com/2012/01/02/kafalar-kafalar-kafalar-sen-neyin-kafasisin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cold Snap &#8211; Perfection (2010)</title>
		<link>http://www.omerkahya.com/2011/12/21/cold-snap-perfection-2010/</link>
		<comments>http://www.omerkahya.com/2011/12/21/cold-snap-perfection-2010/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Dec 2011 10:20:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ömer</dc:creator>
				<category><![CDATA[ba dum tsss]]></category>
		<category><![CDATA[kısa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.omerkahya.com/?p=1147</guid>
		<description><![CDATA[Geçen yıl Cold Snap'i Manu Chao'nun meşhur--belki de en meşhur şarkısı Bongo Bong'a yaptıkları coverla tanımıştım. Her ne kadar Manu Chao'nun şarkısını sevsem de, bence tarzının da etkisiyle Cold Snap'in coverı orijinalinden daha güzel...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="text-align:center; display: block;"><a href="http://www.omerkahya.com/2011/12/21/cold-snap-perfection-2010/"><img src="http://img.youtube.com/vi/NVjVeoH2tDY/2.jpg" alt="" /></a></span></p>
<p>Geçen yıl Cold Snap&#8217;i Manu Chao&#8217;nun meşhur&#8211;belki de en meşhur şarkısı <a href="http://www.youtube.com/watch?v=vJMLJVha5sw" target="_blank">Bongo Bong</a>&#8216;a yaptıkları coverla tanımıştım. Her ne kadar Manu Chao&#8217;nun şarkısını sevsem de, bence tarzının da etkisiyle Cold Snap&#8217;in coverı orijinalinden daha güzel. O zaman haklarında biraz araştırma yapmıştım, Hırvat bi grup. Aslında çok da fazla bilgiye ulaşamamıştım, bir wikipedia sayfaları bile yoktu vakti zamanında. Neyse işte albümlerini indirip dinlemiştim, hala da dinliyorum, şimdi de size tanıtmak istedim. 2010&#8242;da çıkarttıkları Perfection 2. albümleri. Yorumlar ilkinden çok daha iyi, grubu uluslararası alana taşıyacağı yönünde. Açıkcası pek de taşıyabildiğini söyleyemeyiz, hala bi wikipedia sayfaları bile yok çünkü:) Ama işin doğrusu gerçekten de çok güzel bir albüm. Şu ana kadar çok tanınmamış olmaları cidden büyük şanssızlık. Elemanlar güzel müzik yapıyolar. Neyse kısaca albüm hakkındaki düşüncelerimi söyleyeyim. 13 parçadan oluşuyor Perfection. Genel olarak güzel bi albüm. Bongo Bong&#8217;un haricinde Snap, Party, Going Nowhere, Friend ve Bury The Hatchet albümden beğendiğim şarkılar. Zaten 1-2 dandik şarkı harici kalanlar güzel. Müzikal analize hiç girmiyorum, çapım yetmez. Bi dinleyici olarak sevdim işte. Size de tavsiye ederim, güzel albüm.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.omerkahya.com/2011/12/21/cold-snap-perfection-2010/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mekanın Cennet Olsun Sevgi Yenge</title>
		<link>http://www.omerkahya.com/2011/12/17/mekanin-cennet-olsun-sevgi-yenge/</link>
		<comments>http://www.omerkahya.com/2011/12/17/mekanin-cennet-olsun-sevgi-yenge/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Dec 2011 14:23:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ömer</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diğer]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.omerkahya.com/?p=1119</guid>
		<description><![CDATA[Günlerden pazartesiydi. Bir gün önce Adana&#8217;dan dönmüştüm. Gelirken yanımda annemin Ankara&#8217;daki tanıdıklara dağıtmam için bana verdiği düğün davetiyeleri vardı, abimin düğününün davetiyeleri. Dağıtımı vakit kaybetmeden yapmak istiyordum çünkü önümdeki iki hafta boyunca bolca sınavım vardı. O yüzden  [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Günlerden pazartesiydi. Bir gün önce Adana&#8217;dan dönmüştüm. Gelirken yanımda annemin Ankara&#8217;daki tanıdıklara dağıtmam için bana verdiği düğün davetiyeleri vardı, abimin düğününün davetiyeleri. Dağıtımı vakit kaybetmeden yapmak istiyordum çünkü önümdeki iki hafta boyunca bolca sınavım vardı. O yüzden de öğleden sonra dersim biter bitmez dağıtmayı planladım. Alıcılardan biri de Sevgi Yenge&#8217;ydi. Dersten sonra telefon açtım kendisine. &#8220;Olur oğlum gel, evdeyim. Birazdan hastaneye gideceğiz&#8221; dedi. Eğer kısa süre içerisinde çıkacaklarsa hastaneye de gelebileceğimi söyledim. &#8220;Sen eve gel, biz biraz daha burdayız&#8221; dedi. Hemen hazırlanıp yola çıktım, okulun kapısından eskişehir yoluna çıktım ama o da nesi? Davetiyeleri unuttum! Alalacele geri döndüm yurda, koşarak davetiyeleri aldım ve tekrar yola koyuldum. Bestekar Sokak&#8217;ta bir evde otururdu Sevgi Yenge. Üst katında da ablası vardı. Babadan kalma bir yere yapılmış bir apartman&#8230; Gidebileceğim en hızlı şekilde gittim Bestekar Sokak&#8217;a ama geç kaldığımı bilerek de evin altına geldiğimde telefon açtım, hala yukarıdalardı. Çıktığımda ablası karşıladı beni. İçerde onu hastaneye götürecek ablasının oğlu ve kendi oğlunun arkadaşları vardı. Gel otur dedi, oturdum bi köşeye. Beni içerdekilere tanıttı, benim küçüklüğümden bir anısını anlattı onlara. Davetiyeyi verdim, açtı okudu. Ablası &#8220;Sevgi Yenge&#8217;nin durumu pek müsait değil, biz gelemeyiz ama sen bize resimlerini getirirsin&#8221; dedi. &#8220;Tabi Sevinç Teyze, getiririm&#8221; dedim. Yukarda 10-15 dakika oturduktan sonra hastaneye gitme vakti gelmişti. Eğer yapabileceğim bir şey varsa hastaneye sizinle birlikte geleyim dedim. &#8220;Gerek yok oğlum&#8221; dedi. Ben de onlarla birlikte çıktım, kapıda vedalaştık. Onlar hastaneye, ben kalan davetiyeleri dağıtmaya gittim.</p>
<p>Ankara&#8217;da olduğum 5 yıldır vakit buldukça, senede 2-3 kez yanına giderdim Sevgi Yenge&#8217;nin. Sevgi Yenge annemin amcasının eşiydi ama ben küçükken ayrılmışlardı. &#8216;Yenge&#8217; ünvanı oradan gelir. Hayattaki herşeyi olan tek oğluyla birlikte Ankara&#8217;ya taşınmıştı Sevgi Yenge. Bestekar Sokak&#8217;taki evde kalırlardı oğluyla. Çok büyük bir ev değildi ama ikisine fazlasıyla yeterdi. Zaten bundan 2-3 yıl önce oğlu işi nedeniyle İstanbul&#8217;a taşınmak zorunda kalmıştı, yalnız kalıyordu artık. Ama işi yoksa oğlu her hafta sonu annesini görmeye Ankara&#8217;ya gelirdi. Gitmeden önce telefon açardım, müsait misiniz derdim, hep müsait olurdu, giderdim. Otururduk, sohbet ederdik. Edebiyatla çok ilgili bir insandı, zaten edebiyat öğretmeniydi. Boş vakitlerinde yazdığı şiirlerinden oluşan bir kitabı da vardı, bana hediye etmişti. Kitaplardan konuşurduk, bana yakın zamanda okuduğu kitapları anlatırdı. Beğendiği köşe yazılarından konuşurduk, dünyadan konuşurduk, Türkiye&#8217;den konuşurduk. Ben onda, birisinin dindar olmasının siyasi görüşüyle alakasının olmadığını görmüştüm. Her gittiğimde bana evin karşısındaki Kebap 49&#8242;dan yemek söylerdi. Çay koyardı, yanında kuru pastayla ikram ederdi. Gerek yok dememe rağmen &#8220;olsun olsun hadi buzdolabından hem kendine hem bana meyve getir, hepsinden de al&#8221; derdi. Otururduk sohbet ederdik, akşam olunca ben müsade ister ayrılırdım yanından.</p>
<p>Yaşının etkisiyle zaman içerisinde yorulmuştu Sevgi Yenge. İlk zamanlarda gittiğimde herşeyi kendisi yapmak isterdi, sen otur ben hallederim derdi. Ama zamanla yıpranıyordu, zorlandığını görebiliyordum. Siz oturun ben çayı koyarım derdim. &#8220;Peki ama benimkisi açık olsun, demi bardağa damlat yeter&#8221; derdi hep. Bundan 4-5 ay önce, abimler Ankara&#8217;ya geldiklerinde ziyaretine gittiğimizde durumu daha da kötüydü, artık yatağından zor kalkabiliyordu. Yardım etmek için yeltendiğimde, hayır ben kalkabiliyorum demişti. Davetiye vermek için gittiğimde onu son görüşümdü. Durumunun bu kadar ciddi olduğunu farkedememiştim. İki hafta sonra annem yoğun bakımda olduğunu, şuurunun kapalı olduğunu söylediğinde kendimi çok kötü hissettim, gözlerim doldu etrafımda insanlar olmasa hüngür hüngür ağlamak istedim. &#8220;Nasıl ya, ben daha geçen yanındaydım&#8221; dedim. Evet, durumu ciddiydi. Hastaneye ziyaretine gitmek istedim ama gidemedim, onu o halde görmek istemedim. Arada oğluna telefon açıp durumunu öğrendim, pek ümitli değillerdi.</p>
<p>Dün öğle saatlerinde telefonum çaldı, arayan annemdi. Napıyosun anne nasılsın dedim. &#8220;Dayınla Ankara&#8217;dayız, dün Sevgi Yenge vefat etmiş cenazesi için geldik&#8221; dedi. Bu sefer çok etkilenmemiştim, bunun olacağını biliyordum çünkü. Annemlerle taziye evinde buluştum, oğluna ve ablasına başsağlığı diledim. Bir saat falan oturduktan sonra kalktık. Belki de Bestekar Sokak&#8217;taki o eve son defa gittim dün.</p>
<p>Kendimi duygusuz biri olarak nitelendirirdim. Bunun sebeplerinden biri ölümlere çok üzülmememdi. Ben hayatımda hiç kendime çok yakın birini kaybetmedim, o acının nasıl bir şey olduğunu bilmiyorum. Ama ölümlerden etkilenmediğimi düşünürüm. Mesela 2-3 yıl önce bir amcam vefat ettiğinde pek etkilenmemiştim açıkcası. Pek yakın değildik, onun da etkisi vardı. Ama ben Sevgi Yenge&#8217;nin ölümüyle şunu anladım ki benim bu hayatta gerçekten sevdiğim, arkasından üzüleceğim çok az insan var ve Sevgi Yenge de bunlardan biriydi işte.</p>
<p>Mekanın cennet olsun güzel insan, ben senden çok şey öğrendim.</p>
<p>Özleyeceğim seni Sevgi Yenge&#8230;</p>
<p><em>Sevgi Selvi (1943-2011) anısına&#8230;</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.omerkahya.com/2011/12/17/mekanin-cennet-olsun-sevgi-yenge/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şike Soruşturması ve Fenerbahçe Taraftarının Olaya Bakışı</title>
		<link>http://www.omerkahya.com/2011/12/10/sike-sorusturmasi-ve-fenerbahce-taraftarinin-olaya-bakisi/</link>
		<comments>http://www.omerkahya.com/2011/12/10/sike-sorusturmasi-ve-fenerbahce-taraftarinin-olaya-bakisi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Dec 2011 23:54:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ömer</dc:creator>
				<category><![CDATA[it's the futbol]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.omerkahya.com/?p=1090</guid>
		<description><![CDATA[Büyük gün geldi çattı ve bugün savcılık şike soruşturmasının iddianamesini açıkladı, kimin neyle suçlandığı belli oldu. Teknoloji sağolsun iddianame şu anda yüz binlerce insanın bilgisayarında mevcut. Haberlerde belirtildiği gibi iddianamede iki farklı örgüt oluşumundan bahsediliyor. Biri Olgun  [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Büyük gün geldi çattı ve bugün savcılık şike soruşturmasının iddianamesini açıkladı, kimin neyle suçlandığı belli oldu. Teknoloji sağolsun iddianame şu anda yüz binlerce insanın bilgisayarında mevcut. Haberlerde belirtildiği gibi iddianamede iki farklı örgüt oluşumundan bahsediliyor. Biri Olgun Peker&#8217;in liderliğinde olduğu bir çok kirli işin içerisine giren bir futbola odaklı örgüt gibi diyebileceğimiz suç örgütü. Diğeri ise Aziz Yıldırım&#8217;ın iddianamede belirtildiği üzere -3 yıl üstüste şampiyon olacaz dedik, kesin olmamız lazım- sebebiyle kurduğu bir örgüt. Ama açıkcası Aziz Yıldırım&#8217;ın yapılanması için örgüt denmesi biraz fazla kaçıyor. Evet ciddi bir şebeke kurulmuş ama örgüt kelimesi biraz ağır. Neyse iddianamede neler yazdığı onlarca haberde uzun uzun anlatılıyor şimdi onlara hiç girmeyelim. Kısaca bundan sonrasını ve Fenerbahçe taraftarının bütün bu şike olayına bakışına değineyim.</p>
<p>İddianamenin tamamını tabi ki okumadım ama hızlı hızlı göz gezdirdim. Olgun Peker tarafı için gerçekten de bir örgüt durumu söz konusu ve savcılığın istediği kadar fazla olmasa da yüklü bi ceza alırlar gibi. O taraf çok da umurumda değil, beni ilgilendiren Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe&#8217;nin ne ceza alacağı. Biraz önce belirttiğim gibi Aziz Yıldırım için o suç örgütü kurmadan dolayı ciddi bi ceza geleceğini düşünmüyorum. Bence bi ceza gelecek ama bu suç örgütü kısmından ziyade şike, spora hile karıştırma tarafından olacak. Yasanın değişmesi için yapılan çalışmaları da göz önüne alırsak şike sebebiyle alacağı cezanın da fazla olacağını düşünmüyorum. 3-5 bişi alır onu da tutuklu kaldığı süreden, iyi halden falan azaltırlar. Bi süre daha yatar çıkar işte.</p>
<p>Tabi bu mahkemenin vereceği cezanın yanında bir de olayın özerk bir kurum olan futbol federasyonuyla alakalı kısmı var. Bildiğiniz gibi sportif konularla alakalı cezaları futbol federasyonu kendi yargılama süreciyle veriyor. Yani bugünden başlamak üzere federasyon da bir yargı sürecine girecek ve dediklerine göre şahsi cezaları hemen, kulüp bazındaki cezaları ise sene sonunda verecekler. Aziz Yıldırım mahkemeden şike dolayısıyla bir ceza alırsa -gözüken o ki alacak- zaten futboldan federasyon men etmese de ömür boyu men olmuş olacak. Bu kadar şike faaliyeti içine girmiş insanların tekrardan futbol içinde barınabilmeleri imkansız. Ki federasyon da Aziz Yıldırım ve Şekip Mosturoğlu gibi bu işe karışmış olanları ömür boyu futboldan men edecek bence.</p>
<p>Peki Fenerbahçe&#8217;ye ne olacak? Tuttuğumuz renkleri bir kenara bırakmamız lazım. Fenerbahçe&#8217;ye olanlar gerçekten de üzücü şeyler. Hem Türk futbolu için hem de Fenerbahçe için. Financial Times yazarı Simon Kuper&#8217;in konuyla alakalı söylediği şahane bi söz var: <strong>Her şey üçkâğıt ise taraftar olmanın manası ne?</strong> Sonuçta ne Fenerbahçe taraftarının ne oyuncuların ne de teknik kadronun burada bir suçu yok. Görünen o ki olaylardan haberleri bile yok. Oyuncular sahaya motive olup çıktılar, rakipleri yendiklerini zannettiler ama aslında rakipleri yenen onlar değillerdi, bu kadar basit. Başkanların işledikleri suçlar kulüpler tarafından da işlenmiş sayıldığı için Fenerbahçe&#8217;nin adı malesef kirlenecek bu olaylar sonunda, aynı şekilde Türk futbolunun adı da. Fenerbahçe ne ceza alır sorusuna gelirsek, bence federasyonun bundan sonra çok fazla yapacağı bir şey yok, sene sonunda Fenerbahçe küme düşürülecek. Eğer ortada bu kadar sayıda maç için yapılmış şikeler için bu kadar delil varsa, bu noktadan sonra verilecek başka bir karar yok. Zaten Fenerbahçe&#8217;nin bu olaya yaklaşımı, yeni yönetiminin söylediği gibi &#8220;eğer şike yaptıksak bizi düşürün&#8221; şeklinde. Bu lafı söyledikleri zaman düşürülemezlerdi çünkü daha ortalık toz duman içindeydi orası ayrı. Ama sene sonunda düşürülecekler. Bundan daha fazla bir ceza alacaklarını düşünmüyorum, zaten küme düşme cezaların en büyüğü olacaktır.</p>
<p>Fenerbahçe taraftarına gelelim o zaman. Bu süreç boyunca en fazla kandırılmış olan Fenerbahçe taraftarıdır bence. Bu olaylar patlak verdiğinde bütün Fenerbahçe taraftarları gerçekten takdire şayan bir şekilde birlik olup başkanlarının ve yöneticilerinin arkasında durdular. Başkanlarının suçlu olduğuna inanmadılar. Bunun için iki sebepleri vardı. Bir kısmı bu suçlamaların tamamının Fenerbahçe&#8217;yi yıkmak için yapılan bir komplo olduğuna inandılar. Diğer bir kısmı da kendilerinin yaptıkları iddia edilen suçların diğer takımlar tarafından da yapıldığına ve bunun normal bir şey olduğunu düşündüler. Yani bunu herkes yapıyor o yüzden suçlu değiliz dediler. Ama malesef yanıldılar. Aziz Yıldırım&#8217;ın yaptığı gibi sistemli ve çok sayıda şikenin daha önce bir takım tarafından yapıldığını düşünmüyorum. Fenerbahçe taraftarı bunu kabul etmek istemedi ama Aziz Yıldırım gerçekten de harbi harbi suçlu gözüküyor. Bu noktadan sonra kafalarını kumdan çıkarmaları gerekiyor. Aziz Yıldırım ceza aldıktan sonra hala onu savunacak insanların bence &#8220;ben futbolu seviyorum&#8221; demeye hakkı yok. Tek bir gerçek vardır o da futboldur. Onu kirletenler ise bu oyunun en büyük düşmanlarıdır.</p>
<p>Şüphesiz 50 yıl içinde Türk futbolunda sayısız defa şike yapılmıştır. Şikenin futbol içinde var olmadığını düşünmek aptallık olur. Ama artık dünya değişiyor ve bu işler çok zor hale geldi. Eskiden ne telefon dinlemesi varmış, ne telefon izlemesi. Şike yapılırmış, herkes bilirmiş ama kimsenin delili olmazmış. Sonuçta futbol bu, bugün iyi oynarsın yarın kötü. Kimse gelip de kötü oynadığın için şikeci olduğunu kanıtlıyamaz. Ama artık işler değişti, en başta teknolojinin gelişmesiyle hayatımız baştan sona değişti. Ve artık futbolun temizlenme vakti de geldi. Bu dava örnek bir dava olacak, bir milat olacak. Bundan sonra bu işlere bulaşmayı düşünenlerin bir daha düşünmeleri gerekecek. Şike bundan sonra hiç yapılmayacak mı? Yine yapılacak ama çok azalacak. Çok mu iyimserim? Bence hayır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.omerkahya.com/2011/12/10/sike-sorusturmasi-ve-fenerbahce-taraftarinin-olaya-bakisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

