it's the futbol

Şike Soruşturması ve Fenerbahçe Taraftarının Olaya Bakışı

Büyük gün geldi çattı ve bugün savcılık şike soruşturmasının iddianamesini açıkladı, kimin neyle suçlandığı belli oldu. Teknoloji sağolsun iddianame şu anda yüz binlerce insanın bilgisayarında mevcut. Haberlerde belirtildiği gibi iddianamede iki farklı örgüt oluşumundan bahsediliyor. Biri Olgun Peker’in liderliğinde olduğu bir çok kirli işin içerisine giren bir futbola odaklı örgüt gibi diyebileceğimiz suç örgütü. Diğeri ise Aziz Yıldırım’ın iddianamede belirtildiği üzere -3 yıl üstüste şampiyon olacaz dedik, kesin olmamız lazım- sebebiyle kurduğu bir örgüt. Ama açıkcası Aziz Yıldırım’ın yapılanması için örgüt denmesi biraz fazla kaçıyor. Evet ciddi bir şebeke kurulmuş ama örgüt kelimesi biraz ağır. Neyse iddianamede neler yazdığı onlarca haberde uzun uzun anlatılıyor şimdi onlara hiç girmeyelim. Kısaca bundan sonrasını ve Fenerbahçe taraftarının bütün bu şike olayına bakışına değineyim.

İddianamenin tamamını tabi ki okumadım ama hızlı hızlı göz gezdirdim. Olgun Peker tarafı için gerçekten de bir örgüt durumu söz konusu ve savcılığın istediği kadar fazla olmasa da yüklü bi ceza alırlar gibi. O taraf çok da umurumda değil, beni ilgilendiren Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe’nin ne ceza alacağı. Biraz önce belirttiğim gibi Aziz Yıldırım için o suç örgütü kurmadan dolayı ciddi bi ceza geleceğini düşünmüyorum. Bence bi ceza gelecek ama bu suç örgütü kısmından ziyade şike, spora hile karıştırma tarafından olacak. Yasanın değişmesi için yapılan çalışmaları da göz önüne alırsak şike sebebiyle alacağı cezanın da fazla olacağını düşünmüyorum. 3-5 bişi alır onu da tutuklu kaldığı süreden, iyi halden falan azaltırlar. Bi süre daha yatar çıkar işte.

Tabi bu mahkemenin vereceği cezanın yanında bir de olayın özerk bir kurum olan futbol federasyonuyla alakalı kısmı var. Bildiğiniz gibi sportif konularla alakalı cezaları futbol federasyonu kendi yargılama süreciyle veriyor. Yani bugünden başlamak üzere federasyon da bir yargı sürecine girecek ve dediklerine göre şahsi cezaları hemen, kulüp bazındaki cezaları ise sene sonunda verecekler. Aziz Yıldırım mahkemeden şike dolayısıyla bir ceza alırsa -gözüken o ki alacak- zaten futboldan federasyon men etmese de ömür boyu men olmuş olacak. Bu kadar şike faaliyeti içine girmiş insanların tekrardan futbol içinde barınabilmeleri imkansız. Ki federasyon da Aziz Yıldırım ve Şekip Mosturoğlu gibi bu işe karışmış olanları ömür boyu futboldan men edecek bence.

Peki Fenerbahçe’ye ne olacak? Tuttuğumuz renkleri bir kenara bırakmamız lazım. Fenerbahçe’ye olanlar gerçekten de üzücü şeyler. Hem Türk futbolu için hem de Fenerbahçe için. Financial Times yazarı Simon Kuper’in konuyla alakalı söylediği şahane bi söz var: Her şey üçkâğıt ise taraftar olmanın manası ne? Sonuçta ne Fenerbahçe taraftarının ne oyuncuların ne de teknik kadronun burada bir suçu yok. Görünen o ki olaylardan haberleri bile yok. Oyuncular sahaya motive olup çıktılar, rakipleri yendiklerini zannettiler ama aslında rakipleri yenen onlar değillerdi, bu kadar basit. Başkanların işledikleri suçlar kulüpler tarafından da işlenmiş sayıldığı için Fenerbahçe’nin adı malesef kirlenecek bu olaylar sonunda, aynı şekilde Türk futbolunun adı da. Fenerbahçe ne ceza alır sorusuna gelirsek, bence federasyonun bundan sonra çok fazla yapacağı bir şey yok, sene sonunda Fenerbahçe küme düşürülecek. Eğer ortada bu kadar sayıda maç için yapılmış şikeler için bu kadar delil varsa, bu noktadan sonra verilecek başka bir karar yok. Zaten Fenerbahçe’nin bu olaya yaklaşımı, yeni yönetiminin söylediği gibi “eğer şike yaptıksak bizi düşürün” şeklinde. Bu lafı söyledikleri zaman düşürülemezlerdi çünkü daha ortalık toz duman içindeydi orası ayrı. Ama sene sonunda düşürülecekler. Bundan daha fazla bir ceza alacaklarını düşünmüyorum, zaten küme düşme cezaların en büyüğü olacaktır.

Fenerbahçe taraftarına gelelim o zaman. Bu süreç boyunca en fazla kandırılmış olan Fenerbahçe taraftarıdır bence. Bu olaylar patlak verdiğinde bütün Fenerbahçe taraftarları gerçekten takdire şayan bir şekilde birlik olup başkanlarının ve yöneticilerinin arkasında durdular. Başkanlarının suçlu olduğuna inanmadılar. Bunun için iki sebepleri vardı. Bir kısmı bu suçlamaların tamamının Fenerbahçe’yi yıkmak için yapılan bir komplo olduğuna inandılar. Diğer bir kısmı da kendilerinin yaptıkları iddia edilen suçların diğer takımlar tarafından da yapıldığına ve bunun normal bir şey olduğunu düşündüler. Yani bunu herkes yapıyor o yüzden suçlu değiliz dediler. Ama malesef yanıldılar. Aziz Yıldırım’ın yaptığı gibi sistemli ve çok sayıda şikenin daha önce bir takım tarafından yapıldığını düşünmüyorum. Fenerbahçe taraftarı bunu kabul etmek istemedi ama Aziz Yıldırım gerçekten de harbi harbi suçlu gözüküyor. Bu noktadan sonra kafalarını kumdan çıkarmaları gerekiyor. Aziz Yıldırım ceza aldıktan sonra hala onu savunacak insanların bence “ben futbolu seviyorum” demeye hakkı yok. Tek bir gerçek vardır o da futboldur. Onu kirletenler ise bu oyunun en büyük düşmanlarıdır.

Şüphesiz 50 yıl içinde Türk futbolunda sayısız defa şike yapılmıştır. Şikenin futbol içinde var olmadığını düşünmek aptallık olur. Ama artık dünya değişiyor ve bu işler çok zor hale geldi. Eskiden ne telefon dinlemesi varmış, ne telefon izlemesi. Şike yapılırmış, herkes bilirmiş ama kimsenin delili olmazmış. Sonuçta futbol bu, bugün iyi oynarsın yarın kötü. Kimse gelip de kötü oynadığın için şikeci olduğunu kanıtlıyamaz. Ama artık işler değişti, en başta teknolojinin gelişmesiyle hayatımız baştan sona değişti. Ve artık futbolun temizlenme vakti de geldi. Bu dava örnek bir dava olacak, bir milat olacak. Bundan sonra bu işlere bulaşmayı düşünenlerin bir daha düşünmeleri gerekecek. Şike bundan sonra hiç yapılmayacak mı? Yine yapılacak ama çok azalacak. Çok mu iyimserim? Bence hayır.

Galatasaray 3-1 Samsunspor ve Genel Takım Değerlendirmesi

0

Birinci haftadaki belediye yenilgisinden ve bu haftaki samsun galibiyetinden sonra bi genel takım değerlendirmesi yazmak şart oldu. Ama takıma geçmeden önce bu maçın kısa bi analizini yapayım.

GALATASARAY: 3 – SAMSUNSPOR: 1
Stat:
Türk Telekom Arena
Hakemler: Kuddusi Müftüoğlu, Ekrem Kan, Serdar Akçer
Galatasaray: Muslera, Sabri Sarıoğlu, Gökhan Zan, Ujfalusi, Hakan Balta, Melo, Kazım Kazım (Dk. 72 Engin Baytar), Eboue (Dk. 61 Elmander), Selçun İnan, Reira, Baros (Dk. 67 Sercan Yıldırım )
Samsunspor: Ahmet Şahin, Pal Lazar, Kemal Tokak, Bahia, Ergün Teber, Fink, Mustafa Sarp (Dk. 61 Murat Yıldırım), Selim Teber, Dominguez (Dk. 76 Mahmut Ertuğrul Taşkıran), Ekhigo Ehiosun (Dk. 71 Zenke), Bance
Goller: Dk. 18 Melo, Dk. 73 Elmander, Dk. 76 Selçuk İnan pen. (Galatasaray), Dk. 54 Mustafa Sarp (Samsunspor)
Kırmızı Kart: Dk. 74 Ahmet Şahin (Samsunspor)

Seyirci: 35 246

Maçın Analizi:

Maça 4-3-3le başlayan Galatasaray, TT Arenaya taşındığından beri artık olağanlaşan bir şekilde oyuna baskıyla, oyunun tek hakimi olarak başladı. Bunda tabiki oyunun hakimiyetinin Galatasaray’da olmasıyla herhangi bir sorunu olmayan Samsunspor’un da katkısı büyüktü. Durum böyle olunca ilk yarı boyunca Samsunspor’un doğru düzgün bi atağı, gol girişimi olmadı. Melo’nun çok güzel golüyle Galatasaray devreyi önde kapattı. Gol ne kadar güzel olsa da, ilk sıcaklığıyla inanılmaz gibi gelmiş olsa da biraz kalecinin hatası da var, iyi bi kaleci olsa kurtarırdı. Ama yine de güzel gol, sezonun golü olmaz ama güzel işte.

İkinci yarıda ise zaman zaman Galatasaray’ın eski sorunlarının bazılarının hala devam ettiğini gördük. En büyük sorunumuz olan anlık konsantrasyon eksikleri bu yıl da çok canımızı sıkacak gibi. Bir büyük takım olarak inanılmaz kolay goller yiyebiliyoruz. Takım derli toplu savunma yapıyor gibi gözükürken bi anda yapılan bireysel hatalarla ve konsantrasyon kayıplarıyla çok kolay gol yiyoruz. Bu maçta da G. Zan’ın orta sahada yaptığı bir pas hatasının ardından çok hızlı, acısız bir şekilde golümüzü yedik. Zaten Galatasaray maçlarını izlerken takımın oyundan düşmeye başladığı, işte gol geliyor dediğimiz zaman dilimlerine çok alıştık. Bugün de eski düşman -evet malesef biz onu takımımızdayken de sevmiyoduk- Mustafa Sarp golü attı. Durum 1-1.

Ardından Fatih Terim’in Elmander hamlesi geldi. Orta sahada çok fazla verimli olamayan ve bana göre yeri ya H. Balta’nın yerine sol bek ya da kulübede takım oyundan düşmeye başladığı anlarda oyuna girecek oyuncu olmak olan Eboue’nin yerine Elmander girdi. Böylece takım 4-4-2ye döndü ve oyunu tekrar karşı kaleye yıkmaya başladı. Hızlı gelişen bi atakta Sercan’ın şık topuk pası Elmander’in düzgün vuruşuyla birleşince durum 2-1e geldi. 3 dk sonra da “bunu büyük takımlara olsa çalmazlar” dedirtecek bir penaltıyla Selçuk İnan skoru 3-1 yaptı. Bu golün ardından da kaybedecek bir şeyi kalmayan Samsunspor açıldı ve bundan sonra da daha açık bir oyun ortaya çıktı. İki takım da gole yaklaştı ama skoru değiştirebilen olmadı ve Galatasaray 1-1den sonrası biraz stresli olan maçı 3-1 kazandı.

Türk Telekom Arena: Muazzam

Oyuncu değerlendirmelerine geçmeden önce bir iki şey de TT Arena için söylemek istiyorum. Gerçekten inanılmaz bir stad. Bazen keşke geçen sene maça gitmeseymişim diyorum çünkü artık her maçta orada olmak istiyorum. İnanılmaz bir atmosferi var. Eğer şu anda tekrar üniversite tercih edecek olsaydım kesinlikle maçlara gidebilmek için İstanbul’da bi yeri yazardım.

Saha Dizilişi: 4-3-3? 4-4-2?

Takım değerlendirmesine geçelim o zaman. Oyuncuları teker teker değerlendirmeden önce biraz dizilime değinmek istiyorum. Hani şu meşhur 4-4-2 mi, 4-3-3 mü geyiği.

İlk iki maç itibariyle Fatih Terim’in ilk tercihi 4-3-3 olacak gibi gözüküyor. Ama sürpriz olarak bazı maçlara 4-4-2yle başlarken de görebiliriz gibi. Şu an itibariyle Fatih hoca tam olarak buna karar vermemiş gibi ama 4-3-3 ağır basıyor. Her ne kadar her büyük takım idealde, “oyuncuya göre taktik değil, taktiğe göre oyuncu” anlayışına sahip olmak istese de bu işler pratikte hiç öyle olmuyor. Eğer ki takımınızda Quaresma, Keita gibi inanılmaz işler yapabilen hücum oyuncuları varsa taktiğinizi de onlara göre ayarlamanız gerekiyor. Bu tip kanat oyuncularını oynatmak için 4-3-3 oynamaya mecbursunuz. 4-4-2de orta dörtlüye koyarsanız defansif olarak ciddi sorunlar yaşarken, öndeki ikiliye koyarsanız da oyuncunun verimi özellikle “haşin” Türk defansları arasında çok azalıyor. Ama Galatasaray özelinde düşünecek olursak şu an itibariyle taktiği 4-3-3e çekmeyi zorlayacak böyle bir oyuncu yok. Ve ayrıca bence Galatasaray’ı 4-4-2 oynamaya zorlayacak çok önemli bir etken daha var, Galatasaray’ın orta üçlüye koyabileceği Melo ve S. İnan’yu tamamlayacak 3. bir oyuncu yok kadrosunda. Bugün maçı izlerken aklıma belki de orta sahada mükemmel 3lüyü oluşturabilecek bir isim geldi. Galatasaray’a kötü zamanda gelmiş, ayhanla m. sarpla oynamak zorunda kalmış eski brezilyalımız, Elano. Bence Melo-Elano-S. İnan üçlüsü Türkiye’nin gördüğü en iyi ortasaha üçlülerinden biri olabilirdi. Ama mevcut olarak elimizde o kalitede bir oyuncu olmadığı için 4-4-2 oynamamız doğru tercih olabilir. Henüz Fatih Terim de kafasında ideal kadroyu kurmuş vaziyette değil, bekleyip göreceğiz hepimiz.

Oyuncu Değerlendirmeleri:

Fernando Muslera: Gelecek vaadeden bir kaleci. Beklentileri karşılayacağını düşünüyorum. Sezon sonuna kadar ilk 11i bırakmaz.

Sabri Sarıoğlu: Takımın değişmez isimlerinden biri olacak. Son iki senede olgunlaşan oyunu, kendisini sevmeyen birçok Galatasaray taraftarının kendisi hakkındaki düşüncelerini değiştirdi zaten. İnşallah F. Terim fanteziye kaçıp Sabri’yi orta sahaya, Ujfalusi’yi de sağ beke çekmez. Hem Sabri’nin verimi düşüyor hem de Servet’in yanına koyacak başka düzgün stoperimiz yok.

Servet Çetin: İnşallah geldiğinden beri süregelen şahane oyununu bu yıl da sürdürecek. Eğer ayağı biraz iyi olsaydı Servet’i dünyanın en iyi takımlarından birinde görebilirdik. Bir Türk Pepesi olabilirdi.

Tomas Ujfalusi: “Futbolun çirkefliği” diye bir şey var. Hani şu Lugano’da, Materazzi’de yüksek olan şey. İşte Ujfalusi’de de bu çirkeflik çok yüksek. İlla bir stoperin iyi olması için çirkef olması gerekmez, mesela Servet’in oyunu hiç de çirkef değildir, ama ayarı kaçırılmayan çirkeflik savunmacıya çok şey katıyor. Ujfalusi iki maç itibariyle Galatasaray’ın ihtiyacını karşılayabilecek bir oyuncu görünümü çiziyor. Sezon içerisinde elbette hataları da yedirdiği goller de olacak ama genel olarak katkı sağlayacağını düşünüyorum. Servet’le çok iyi bir ikili olabilirler.

Hakan Balta: Bildiğimiz Balta, çok fazla değişen bir şey yok. Bence oynamaması lazım ama F. Terim onu çok seviyor. Ha çok mu kötü derseniz, değil ama yetersiz. Eskiden savunma yönü çok iyiydi ama son iki yıldır kaybetti bunu.

Emmanuel Eboue: F. Terim onu iki maçtır orta sahada deniyor ama bence yeri orası değil. Evet çok kuvvetli bir oyuncu ama bence oyun kontrolünün Galatasaray’da olduğu maçlarda pek uygun bir orta saha tercihi değil. Oyunun hücum yönüne katkısı çok değil malesef. Bence Terim onu sol bekte H. Balta yerine denemeli. Ama bu sefer de yabancı kontejanı sorun olabilir. Oyuna sonradan girip ortasahaya direnç getirebilir.

Gökhan Zan: Terim neden bu adamı bu kadar seviyor anlamıyorum. Bence takımda sakatlıklar, cezalılar olmadığı sürece kesinlikle ilk 11 oynamamalı. Defansif olarak ciddi sorunlar yaşayabiliyor. Galatasaray için yetersiz.

Selçuk İnan: Türkiye liginin en değerli Türk oyuncusu olacak gibi gözüküyor. Manisa günlerinden beri hep takip ettiğim, insanlara sürekli “bu adamda çok iş var” dediğim birisi. İnşallah başarılı olacak Galatasaray’da.

Felipe Melo: Çok çok sert bir oyuncu. Tam bir serseri mayın. Takıma çok fazla katkı sağlıyor, Cana’dan daha iyi savunma özelliklerine sahip olup aynı zamanda hücuma da destek olabilen, top tekniği yüksek, uzaktan şutları tehlikeli bir isim. Çok hırçın bi oyun yapısı var, her an takımını 10 kişi de bırakabilir malesef. Eğer sinirlerine hakim olursa Galatasaray’a çok katkı sağlayabilecek gibi gözüküyor.

Albert Riera: Belli bir kaliteyi gösterebilecek bir oyuncu. Liverpool’dayken de çok severdim. Ama ne yazık ki Arda’nın boşluğunu dolduramayacak. Eğer form tutarsa ilk 11i bırakmaz. Zaten sol açıktaki yerini zorlayacak çok oyuncu da yok takımda.

Engin Baytar: Bazı yetenekleri olan ama bence Galatasaray’da ilk 11 oynayacak seviyede olmayan bir oyuncu. İyi yedek olur.

Kazım Kazım: Bence hakettiğinden fazla değer görüyor bu takımda. İlk 11 oynayabilecek bir oyuncu değil o da. Zorunluluktan oynuyor diyebiliriz bi nevi. Neler yapabileceğini biliyoruz, o yüzden çok bir şey beklememek lazım. Hem oyun içerisinde hem de sezon içerisinde sıkça düşüşler yaşayan bir oyuncu, zaten öyle olmasaydı fener bırakmazdı.

Sercan Yıldırım: Eğer gününde olursa çok faydalı işler yapabilecek bir oyuncu ama malesef golcü özellikleri çok zayıf. Fakat çok iyi bir sprinter ve golcü özelliklerini de biraz geliştirirse Galatasaray’ın önemli oyuncularından biri olabilir. Bence ayrıca takım 4-3-3 oynayacağı zaman ileri üçlünün sağında düşünülebilir. Sonuçta hızı, top hakimiyeti ve sürüşü oldukça iyi.

Johan Elmander: Takıma katkı sağlayabilecek bir oyuncu görünümünde. Eğer formunu korursa formayı Baros’tan alabilir. Uzun fiziğine rağmen kadife ayaklarıyla top kontrolü oldukça iyi. Başlangıç itibariyle bitiriciliği de oldukça iyi ama sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yermiş. Biz geçen sene Stancu’yu da gördük. İki gol attı, “bu adam iyimiş ya” dedik ama sonu ne oldu. Fakat ben Elmander’den ümitliyim. Eğer ilk 11 seviyesine çıkmasa da takımda zaman zaman katkı sağlayabilecek bir oyuncu.

Milan Baros: Şu an itibariyle sezonun en büyük hayal kırıklığı. En önemli özelliklerinden biri olan çevikliği tamamen gitmiş. Neredeyse her ikili mücadelede yere düşüyor artık. Güçsüzlüğü ayağını da etkiliyor, savunmacısından fiziksel olarak çok etkilendiği için vuruşları, pasları da çok kötü durumda şu anda. İnşallah sezon ilerledikçe toplayacak. Ama ne yazık ki ben çok ümitli değilim.

Sezon Beklentileri:

Geçen senenin ardından ümit vadeden bir takımımız var. Fenerbahçe’nin saha dışında yaşadığı ve yaşayacağı sıkıntıları, Beşiktaş ve Trabzonspor’un dalgalı grafiğini düşünürsek, Galatasaray yeni bir yapılanmaya girmiş olsa da bence ligin en büyük favorilerinden biri. Takım iyi bir uyum yakalarsa sezon sonunda ligi tepede bitirebilir. Ama durun, şampiyon olmak için o yeterli değildi di mi? Teşekkürler TFF (!)

Galatasaray 2-2 OFK Belgrad

Görünen o ki galatasarayın geçen yılki konsantrasyon sorunu devam ediyor. Hadi ilk golleri baldı diyelim ama ikinci gol neyin nesiydi öyle ya. Galatasaray gibi dünyanın en iyi 50 futbol kulübünden bir tanesinin defansı, nasıl kornerden 6 pasa yapılan ortaya bomboş kafa vurdurur anlayabilmiş değilim. Ya halı sahada bile o kadar boş kafa vurdurtmazlar. Sanki 5-0 öndeyiz de, amaan kim tutacak havasındalar. Bi adam gelsin bu defansı ipe dizsin yine bundan iyidir ya. Adamın başarısı falan deriz avuturuz kendimizi ama yok öyle bişey. Ordan o golü atamayanı döverler. Eee sonra noluyo görüyoruz, adamlar vatan-millet-sakarya savunmasına bir başlıyolar, aç açabilirsen. Hayır Hakan Şükür de yok artık.

Dün galatasarayın öyle bir orta sahası vardı ki, tam evlere şenlik. Tamam dünya üzerinde birçok takımda mustafa sarp gibi ayağı pek top yapmayan, yetenekleriyle değil hırsıyla, çalışma azmiyle oynayan, oyunun tek yönüne katkı sağlayan oyuncular var. Çünkü o kadar kuvvetli savunması olup da aynı zamanda hücuma destek veren oyuncu sayısı çok az. Ama mustafa sarpın yanına saf bir deli dana olan barışı ve artık üst düzey futbolu kaldırmasına imkan olmayan ayhan’ı koyuncu oyun kurmak diye birşey olmuyor, at kanattakilere onlar bişeyler yapsınlar.

Peki galatasarayın durumu bu kadar vahim mi? Hayır. Bazı oyuncular berbat durumda olsalar da bazıları da bu yazı çok iyi geçirmişler. Bunların başında arda, hakan balta, serdar özkan ve sabri geliyor. Hepsine teker teker birşeyler yazayım.

Arda: Herhalde efsane oyuncu olabilmek için trenin kaçtığının farkına varıyor. Geçen seneki hantal ve moralsiz arda gitmiş, o eski canlı arda geri gelmiş. Ardanın yeteneklerini tartışmaya gerek yok. Şu anda messi dünyanın en iyisi, belki de 15 yıl sonra maradona-pele-messi diyeceğiz. Ama bu adam anasının karnından böyle doğmadı, dünyanın gözünün önünde gelişti. Messi bundan 4 yıl önce şut mu atabiliyodu? Demek istediğim şu ki, mesele çalışmak-kendini geliştirmek. Arda da eski futboluna geri dönüp, bazı zayıf yanlarını geliştirirse tekrar türkiyenin yıldızı olur, galatasaraya şampiyonluklar kazandırır.

Sabri: Bu adam biz galatasaraylıları göt etmeye devam ediyor. Geç de olsa futbolcu olmayı öğreniyor. Geçen sene sabrinin yanlış davranışlarından kurtulma yılıydı, herhalde bu sene de yeteneklerini geliştirme yılı. Sanki yıllar sonra orta açmayı öğreniyo gibi ama büyük konuşmayalım, biraz daha izlemek lazım.

Hakan Balta: İlk geldiği sene fizik olarak servetle kapışır haldeyken, geçen seneki hali içler acınasıydı baltanın. Hem kuvvetini hem de kondisyonunu kaybetmişti ama bu sene onları tekrar yerine koymaya başlamış gibi. İnşallah devamı gelir, bizim abidalımız olur.

Serdar Özkan: Galatasaray Beşiktaş gibi kulüplerde egonun yeri yok. Ego, takım oyununun kriptoniti. Brezilya ligi değil burası. Serdar Özkan da artık egosunu bir kenara bırakıp takım oyununa ayak uydurmaya başlamış gibi gözüküyor. Futbolun angarya işlerine de başlamış gibi. Forma yarışında önünde rakip olarak pino’nun olacağını düşünürsek, formunu yükseltip ilk 11′e yerleşmesi mümkün.

Mehmet Batdal: Bu dev adamda kumaş var. Biraz kuvvetlenirse gerçekten bir yerlere gelebilir. Boyundan beklenmeyecek şekilde teknik açıdan iyi. Son vuruşlarda biraz beceriksiz ve biraz da şanssız. Fakat düzelmeyecek şey değil. Şu an için galatasarayın ilk 11′inde oynayabilecek kalitede değil. Ama Rijkaard’ın ellerinde güzelce yoğrulup iyi bir oyuncu olabilir, milli takıma yükselebilir.

Evdeki 2-2 kötü bir sonuç gibi gözükse de, galatasarayın turu rahat geçeceği görüşündeyim. Rakip gerçekten çok dandik. Bank Asyadaki bir çok takım, bu takımı yenebilecek güçte. 2. maçta kapanacaklar ama kalite olarak arada çok fark var. Galatasaray’ı durdurabilecek durumda değiller. 2. maçta farklı bir galatasaray göreceğimize inanıyorum.

Yol Maceraları-I: Acaba?

Baktım yaklaşık bir aydır bloga bir şey yazmamışım. Sebebi sadece sınavlar değildi, benim de tembelliğim bir etkendi tabi ki. Neyse dedim kesin bu otobüs yolculukları ilham veriyordur adama, aldım defter kalemi atladım otobüse, ver elini Adana. Yanlış anlaşılmasın Adana’ya yazı yazmak için gitmedim. Neyse, giderken 3 tane yazı yazdım. Bu birazdan okuyacağınız ilki. Diğerlerini de yakın zamanda ekleyeceğim.

İyi Okumalar

Acaba?

Fener’in Türkiye Kupası’nı kaldırdığını hatırlayan çok insan yok şu ülkede. (Genç bir ülkeyiz ne de olsa) Bunu başarabilmek için, en azından 35-40 yaşında olmak lazım. Ben değilim. Olan pek arkadaşım da yok. Ama insan merak ediyor, nereye kadar sürecek bu?

Gerek grup statüsünün gelişinden önce gerek sonra, Türkiye Kupası biz taraftarların gözünden çok değerli bir kupa olamadı. Aynısı takımlar için de geçerli diyebiliriz. Tamam, her büyük takım lige, her dalda başarıyı hedefleyerek başlıyor ama ne zaman ki “Lig-Türkiye Kupası-Avrupa” üçgeninde sıkışsalar, en az önem verdikleri hep Türkiye Kupası oluyor. Bu yüzden olsa gerek, Türkiye’nin –benim gözümde– rakiplerinin bir adım önünde, en iyi 2. takımı olan Fener’in son Türkiye Kupası’nı 25 yıl önce kaldırmış olması. Ama vakti geldi mi acaba?

Ben bu yazıyı yazarken, Fener Sivasspor’u eleyip finale yükselmişti. Rakibi de büyük ihtimalle Ankaraspor’u geçecek olan Beşiktaş olacak. (Gelecekten gelen ses: oldu zaten!) Peki, bu sene, 25 yıl aradan sonra Fener alabilecek mi kupayı? Bence hayır. Neden mi? Cevabı basit. Bir, adamlar Beşiktaşlılarla mukayese edildiğinde bayağı kötü oynuyorlar, iki, üstüne bi de Fener forması giyiyorlar. Yılların laneti var üzerlerinde.

Normalde bu tip yorumlar maç günü falan yapılır ama ben kendime güveniyorum. Bu şartlar altında, Türkiye Kupası’nı Beşiktaş-Ankaraspor eşleşmesinin galibi alır.

Okuduğunuz için teşekkürler.

Go to Top