Posts tagged kısa
Blogda Yenilik: Sinemasever Butonu
imdb.com da filmlere not verme olayını bilirsiniz. Yaklaşık bi 4-5 yıldır izlediğim her filme imdb sayfasından not veriyorum ben de. Oy verdiğim film sayısı 450′yi geçmiş. Ara sıra geriye dönüp de oy verdiğim oluyor. O yüzden sanırım şimdiye kadar hayatımda izlediğim filmlerin büyük bi çoğunluğuna oy vermişimdir. Herhalde hayatım boyunca adam gibi oturup baştan sona izlediğim filmlerin sayısı 600-700 falandır diye tahmin ediyorum bu hesapla.
Ara sıra arkadaşlar izlemek için benden film önermemi istiyorlar. Zaten benim de izleyecek film bulurken en çok başvurduğum yollardan biri sinema zevkini beğendiğim arkadaşlarımdan tavsiyeler almak. Bundan yola çıkarak aklıma bloga sinemasever butonu eklemek geldi. imdb hesabımda ufak bi ayar değişikliği yaparak verdiğim notların herkes tarafından görülebilir hale gelmesini sağladım ve blogun sağ üstündeki ikonların arasına bi tane imdb ikonu ekledim. O ikona tıklayarak not verdiğim filmlerin listesine ulaşabilirsiniz. O sayfada, sağ taraftaki ayarlardan filmleri puanlarına, türüne, isim sırasına falan göre sıralayabilirsiniz.
Cold Snap – Perfection (2010)
Geçen yıl Cold Snap’i Manu Chao’nun meşhur–belki de en meşhur şarkısı Bongo Bong‘a yaptıkları coverla tanımıştım. Her ne kadar Manu Chao’nun şarkısını sevsem de, bence tarzının da etkisiyle Cold Snap’in coverı orijinalinden daha güzel. O zaman haklarında biraz araştırma yapmıştım, Hırvat bi grup. Aslında çok da fazla bilgiye ulaşamamıştım, bir wikipedia sayfaları bile yoktu vakti zamanında. Neyse işte albümlerini indirip dinlemiştim, hala da dinliyorum, şimdi de size tanıtmak istedim. 2010′da çıkarttıkları Perfection 2. albümleri. Yorumlar ilkinden çok daha iyi, grubu uluslararası alana taşıyacağı yönünde. Açıkcası pek de taşıyabildiğini söyleyemeyiz, hala bi wikipedia sayfaları bile yok çünkü:) Ama işin doğrusu gerçekten de çok güzel bir albüm. Şu ana kadar çok tanınmamış olmaları cidden büyük şanssızlık. Elemanlar güzel müzik yapıyolar. Neyse kısaca albüm hakkındaki düşüncelerimi söyleyeyim. 13 parçadan oluşuyor Perfection. Genel olarak güzel bi albüm. Bongo Bong’un haricinde Snap, Party, Going Nowhere, Friend ve Bury The Hatchet albümden beğendiğim şarkılar. Zaten 1-2 dandik şarkı harici kalanlar güzel. Müzikal analize hiç girmiyorum, çapım yetmez. Bi dinleyici olarak sevdim işte. Size de tavsiye ederim, güzel albüm.
Teşekkürler Pamela
iki sebepten dolayı… kronolojik gidim
Geçen perşembe arkadaş aradı, akşama Pamela konseri var geliyo musun dedi. Sordum nerede, dedim her türlü. Birkaç arkadaşı daha alıp gittik. Adını ilk defa duyduğum, çayyolunda bi mekandaydı, Crossroads Live. Ufak tefek ama iyi tasarlanmış bi yer, güzel bi ambiyansı var. Galiba konserin gece 12′de ve de Ankara’nın bir ucunda olmasından dolayı çok aşırı bi kalabalık yoktu ama mekan da doluydu. 3 gün öncesinde gidip de “bu ne kalabalık lan?” deyip geri çıktığımız Vega konseriyle alakası yoktu, ki bu da çok güzel bir şeydi aslında. Neyse kısa kesip sadete geleyim, Pamela gerçekten şahane bir ses. İyi ses kendini sahnede belli eder derler. Tamam bu lafı şimdi ben uydurmuş olabilirim:) Ama sonuç olarak Pamela’nın canlı performansı enfesti. O kadar ki konsere gelen bi arkadaşıma konserden iki gün sonra dinlemesi için bi şarkısını söyledim, “tamam güzel de sahnedeyken çok daha iyidi” dedi. İnsanlar o albüm kayıtlarının en iyisi olmalarını sağlamak için ellerinden gelen herşeyi yapıyorlar ve biri çıkıp da tamam bu da güzel ama sahnede bir başkaydı diyor. İşte bence şahane ses budur. Birinci teşekkür bu şahane gece için işte.
Ama benim bu yazıyı yazmamın amacı o gece değil. Bugün benim önemli bi sınavım vardı, dün canım bir şeylere sıkkındı ve hiç mi hiç ders çalışmak istemiyordu. Sanki hiç istedi ya? Ama dün baya kötüydü, defterin kapağını açmamla kapatmam arasında geçen süreye süre demezsiniz, o kadar azdı. Sonra bir şeyleri hatırladım, nasıl mutlu olduğumu hatırladım. Formül basitti, hiçbir şeyi kafana takma sadece kulaklıklarını kulağına tak yeter. Konserin ardından o günlerde sıkça Pamela dinliyodum, o yüzden de ipoddaki son dinlenen şarkı da Pamela’dandı. Sonuç olarak dinledim, dinledikçe moralim düzeldi, moralim düzeldikçe dinlemeye devam ettim. Sanırım Pamela’nın dört albümündeki her şarkıyı bi en az ikişer kez falan dinledim, bazılarını belki de on kez dinledim. Moralimin düzelmesiyle de ders çalışmaya başlayabildim ve yeteri kadar çalıştım, sınav da iyi geçti. Ve hala da moralim iyi, çünkü nasıl mutlu olduğumu hatırlıyorum artık. İşte asıl teşekkür moralimi düzelttiğin için geliyor Pamela. Eyvallah…
[Kitap] Bisküviyi Çaya Yatay Bandırın

Çok kitap okuyan bir insan değilim. Çocukluğumdan beri bu hep böyle. Başta annem ve babam olmak üzere bana düzenli kitap okuma alışkanlığı kazandırmak isteyen çok insan oldu ama hiçbiri başarılı olamadı. Malesef kitap okumayı sevmiyorum çünkü kitaplardan çok kolay sıkılıyorum. (Aslında her şeyden çok kolay sıkılıyorum, bilgisayarımda zamanında yükleyip de sadece bir defa oynadığım onlarca oyun var. Ama bir şeye bağlandım mı da sağlam bağlanıyorum) Bu yüzden de okuyacağım nadir kitaplardan birini seçerken bu özelliğimi göz önüne alıp sadece akıcılığı yüksek kitapları tercih ediyorum ama yine de arada yanlış tercihte bulunup da bitirmemin aylarımı aldığı kitapları seçtiğim oluyor. Hem ilgimi çekecek konulardan bahseden hem hızlı bir işleyişi olan hem de genel olarak iyi bir hikayesi olan bir roman bulmak kolay olmuyor.
Bisküviyi Çaya Yatay Bandırın kitabını gördüğüm anda tam bana göre bir kitap olduğunu anladım. Çünkü hem ilgimi çeken şeylerden bahsediyordu hem de kısa kısa bölümlerden oluşuyordu, böylece kitaptan sıkılmayacaktım. O yüzden de halihazırda okuduğum bir roman ( tam olarak okuduğum sayılmaz, bir aydır kapağını açmamıştım) olmasına rağmen ilk fırsatta bu kitabı aldım ve çok kısa bi sürede, sanırım 2 günde bitirdim. Tam bana göre eğlenceli bir kitapmış gerçekten.
Peki bu kitap neden bahsediyor kardeşim? Bu kitap dünyadaki ilginç bulgulara ulaşmış bazı akademik deneylerin/araştırmaların sonuçlarında yazılmış makalelerden oluşan bir derleme aslında. Tabi ki kitap akademik bir anlatımdan ziyade okuyucuyu sıkmayacak şekilde “bilimin eğlenceli yüzü” konseptine uygun bir anlatıma sahip. İçerisinde dünyanın dört bir yanından çeşitli üniversitelerde yapılmış araştırmaların sonuçları var. Türkiye’den de Mersin Üniversitesi’nden 5 araştırmacının yaptığı “patatesleri kızartmadan önce mikrodalga fırında pişirmek daha sağlıklıdır” sonucuna varan bir araştırma var. Bunun gibi toplamda 104 tane ilginç bilimsel gerçek var kitapta. Hoşuma giden birkaç tanesini yazayım.
— Sakız çiğneyin (ve hafızanız güçlensin)
— Hava yastığına para harcamayın
— Dişlerinizi fırçalayın (ve kalp krizi riskini azaltın)
— Kararı ertesi güne bırakın
— Kendinize güveniniz mi yok? Kötü dedektif romanları okuyun
Kitaptaki 104 gerçeğin bazılarını daha önceden duymuştum. Mesela o patates kızartması gerçeğini bi arkadaşım anlatmıştı, bisküviyi çaya yatay bandırma muhabbetini bi belgeselde izlemiştim. Okuduğumda beni gerçekten şaşırtan gerçekler de oldu arada.
Velhasılı kelam güzel, eğlenceli kitap işte. Bir gereksiz bilgiler kitabı olarak düşünmeyin, çünkü o tarz kitaplardan çok daha fazla bilimsel altyapısı olan bir kitap. Alın, bir yerden bir yere giderken falan okursunuz. Zaten toplamda çok uzun değil ve de her gerçek ortalama 1-2 sayfa falan. Bu yüzden de okurken hiç sıkılmıyorsunuz.
Uçan şeyler falan, güzel şeyler bunlar
Bu videoya dün denk geldim. Gerçekten şahane bişey, bayıldım resmen. Ama insan nasıl olduğunu da merak ediyor tabi. Dün vaktim yoktu, bugün anca araştırabildim ve nasıl işlediğiyle alakalı bazı bilgilere ulaştım, kafamda onları birleştirdim. Baştan bir şeyi belirtmek istiyorum; videodakiler, benim anlatacaklarım falan benim bilgi dağarcığımla yani bu zamana kadar bana öğretilenlerle falan hiç mi hiç alakalı şeyler değil. O yüzden yazdıklarımda hata, yanlış bilgi olma ihtimali oldukça olasıdır, aklınızda bulunsun. Benim yaptığım sadece olayı biraz internette araştırıp, nasıl olduğuyla alakalı bi mantığa ulaşmak.
Önce videoda o uçan şeyin ne olduğunu açıklayayım. İçinde olan superconductor yani süper iletken bi madde. Bu madde ya da cisim sıvı azot yardımıyla soğutuluyor. Sıcaklığı oldukça düşürülüyor. Böylece bu cismin elektriksel direnci çok çok düşüyor ve iletkenliği çok yüksek seviyelere geliyor. Bu süper iletkenlik konsepti ilk defa 1911′de bulunmuş, ilginç bişey gerçekten. Garip garip şeyler yapmaya çalışıyorlar bunlarla. Mesela benim karşılaştığım bi uygulaması, santralden çıkan elektriği taşıyan elektrik tellerinde, telin direncinden dolayı oluşan kayıpları önlemek için bu süper iletkenlerin kullanılmasıydı. Telleri yerin altına indirip sürekli soğutarak güç kayıplarını minimuma indirmek üzerine.
Herneyse, videodaki süper iletkenin üzerinde gittiği yolun içeriğine gelecek olursak, orada kullanılanlar mıknatıs. Ama bu mıknatıslar birbirleriyle ters magnetik alan oluşturacak şekilde bir ters bir düz falan şeklinde yerleştirilmiş vaziyetteler.
Olan olay ne peki? Benim anladığım kadarıyla bu mıknatısların oluşturduğu magnetik alanın içerisinde bu süper iletken cisim bir şekilde kilitleniyor. Gözüken o ki ters magnetik alanların uyguladığı kuvvetlerle, ya da maddeyi taşımalarıyla diyelim, dengede kalıyor. Elektrik bilgim tam olarak nasıl taşıdığını ya da abinin dediği gibi kilitlediğini açıklamaya yetmiyor malesef. En son elektrikle işim galiba 3 yıl önce falandı, o da kirşof seviyesindeydi anca:) Zaten burda olan da geleneksel elektrik konularının ötesinde kuantum fiziğiyle alakalı sanırım.
Benim ulaştığım açıklama bu oldu işte.
—
Bir de ilerisi için günlük girdisinde bulunmak istiyorum. Bugün gerçekten çok üzücü bir gün oldu. Çok fazla bir şey de denilemiyor ne yazık ki, ölen o kadar gencecik insana yazık…
Umarım bir gün bu ülke barışı da görür ve bu olaylara artık kötü bir tarihimiz olarak bakabiliriz.